5 Saniyede Bir Çocuğun Ölümü 1 Saniye Bile Üzmüyorsa

Başının tepesinde ekmek dolu bir sepet var, sense hala kapı kapı ekmek parçası isti­yorsun.
Dediğinde Mevlana; hiç kuşkusuz insanlığın ne denli ileri gidebileceğini düşünmemişti. Hayatta doymayanların tabakta doymayacağı belliydi belli olmasına da önce almaya sonra da saçmaya meyledenlerin dünya malından da sıkılacağını bilemedi.

Dünya malı dediğin bir parça ekmek, birkaç dal çalı çırpıdan ibaret bir salkım domates, bir avuç dolusu buğdaydı. Daha çoğu ile doyacağını zannetse de elinin bereketi gitmişti bir kere. Ne yediği doyurdu, ne gördüğü onu. İliklerine kadar zerh olmuş yokluk hissi öyle derinde izler bırakmıştı ki önce aç kalmamak, sonra da tok olmamak için fazlasını istedi. Ne isteği ne gönlü doydu.

Önce kadim bilgilerden başladık israf etmeye ne var ne yok gelenekte yok saydık, sonra gezegeni, sonra yeteneklerimizi, her ne varsa sıkıca sarılmamız gereken her şeyden azar azar vazgeçtik sessizce.

Pervasızca tüketilen kaynaklar, lüks tüketim alışkanlığı,  israf, mutluluğu yiyeceklerde arayanlar, rant için tarımsal alanları yok edenler.  Tüm bunlar iklim değişikliğini körüklerken açlığı da peşi sıra getirdi.

İsrafın sonucu kucak dolusu sevgi yerine, diz boyu açlık.

Neden israf ediyoruz?

Değerini hep unuttuğumuz milyonlarca ekmeğin çöpe gitmesinde hiçbir mahsur görmedik. Birçoğu için nasıl olsa parasını ben ödemiyorum aymazlığıyla işin içinden sıyrılmaya çalıştı.

Temizlik takıntılarımız yüzünden harcadığımız tonlarca havlu peçete, birçok ormanın yok oluşunu iklim değişikliğini tetikledi. Uçmaya doymadık karbon ayak izimizin arşa değdi başı.

Dünyanın öbür ucundan gelen fiyakalı besinler ile hazırladığımız salataların yol boyu harcadıklarını kardan saydık, trend paylaşımlar olarak sosyal medyamızda kullandık.

Her şey dâhil mutluluk eksik oteller, yiyebileceğinden daha fazlasını sunan Jumbo tabaklar, kenarından bir çatal alıp bıraktığımız moda tatlılar hiç biri olacakların habercisi olmadı.

Modern insanın tercihleri ve duyarsızlığı yüzünden gelinen noktada ölümcül rakamlarla karşı karşıya kaldık.

İsraf ekonomisinin rakamsal karşılığı 1 trilyon dolar.

Dünyada 7 kişiden biri aç.

İsraf edilen besinlerin dörtte biriyle açlık önlenebiliyor.

Gıda kayıpları ve israfı,  açlık, beslenme sorunları ve gıda değer zincirindeki paydaşların hepsi için zarar hanesine külfet.

Bunlar rakamlar bir de rakamlarla ifade edilmeyen tespitler var. Çocuklar ve gençler tarım ürünlerini tanımıyorlar. Tanımadıkları için de sahiplenmeyip korumuyorlar.

Sonuç mu?

Yine Mevlana,

‘’Biz mi harman savurduk yoksa buğday derdine düştük de harman mı bizi savurdu’’

Hiç düşündünüz mü neden israf ediyoruz.

‘’5 saniyede bir çocuk hayatını kaybediyor’’ % saniye ne kadar hızlı değil mi 5 saniye olsun üzülmüyoruz. En çok insanlığı israf ettik milyonlarca yıllık tarihimizde sanırım.

Gözlerimiz kör, kulaklarımız işitmez, sesimiz boğuk “ölenle ölünmüyor” şimdilerde.

Bir kadın için dünyanın en kötü deneyimi olan çocuğunu kaybetme duygusu slogan olarak kullanıldığında duyarlı azınlığı etkilemekten öteye gidemiyor maalesef. O zaman yeni dönem sosyal sorumluluk projeleri için farklı söylem belirlemek, yeni nesil deneyimsel etkinlikler planlamak gerekiyor.

İsrafı yapanlardan istenilen davranış değişikliği çoğu zaman onlara bir külfet gibi gelirken, aynı zamanda yeni bir iş yükü olarak algılanıyor. İsrafa neden olan süreçlerden nemalanan gruplar, hali hazırda kurulu iş modelleri hepsi kampanyalara karşı oluşturulan gizli dirençler.

Yıllardır üzerinde çalıştığımız fırıncılık sektörü, en çok israf edilen iş kollarından. Aracılar, marketler,  lojistik hizmeti sunanlar kötü niyetle olmasalar da bir takım yapısal nedenlerden ötürü ekmek israfını körüklemeye devam ediyorlar. Kurtarmak iin uğraştığımız gıdalar için daha fazlasını harcıyoruz. Naylon poşetlerin yerine doğal olanını koymak için doğanın altını üstüne getirdik.

Yapılan araştırmalar çocukların beslenme alışkanlıklarının 0-6 yaş arasında oluştuğunu göstermekte. Bu yaş aralığında aile içinde düzenli sofra kurulan, tencere yemeği yapılan ailelerde obezite oranı diğer bireylere göre düşük olduğu gözleniyor. Sofrayı kuran kadınlar kültürü de elbette sofrada mayalıyor. Gıda satın almasından başlayarak, yemek yapma, sofra kurma, sofrayı toplama hepsi beslenme alışkanlığının bir parçası.

Sofrayı toplamak da gıdalarımızı ve emeklerimizi korumak adına önemli bir süreç. Yapılan her yemeğe verilen değer; ondan arta kalanları muhafaza etme, raf ömrü geçmeye yakın olanları farklı şekilde değerlendirme.

Tarımla medeniyet tohumu eken insanoğlu, şimdi açlığın pençesine nasıl düşer.

Belki önce israf ettiğimiz insanlığımızı geri toplarız, sonra gıdalarımızı, sonra hayallerimizi sonra da en çok israf ettiğimiz özeni….

Bu vesileyle 29 eylül Dünya İsraf Günü’nün gezegene tokluk katması dileğimle….

Benzer İçerikler

“Ben bu cihana sığmazam…”

Anadolu’nun Tat Belleğinden Geleceğe.. Tahıl Hafızası

Emeksiz Yemek Olur mu?

Ateşin Çocukları: Ormancılar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir