Çam ağacı geleneği…

Çam ağacı süslemek ‘Nardugan’dan gelen Türk geleneği mi?

Son günlerde Noel ağacı kurmanın, süslemenin Türk geleneği olduğu yönünde bir tartışma başladı. Sümerolog İlmiye Çığ, Türklerin Nardungan bayramını İslamiyet öncesinde de kutladığını ileri sürüyor. Onu destekleyen tarihçiler olduğu gibi; Türkolog Abdulhaluk Mehmet Çay ve Ahmet Taşağil böyle bir bayram olduğuna dair bir belge bulunmadığını ifade ediyor.

Nardugan Bayramı Roma döneminde Satürnalya, Antik Yunan’da Dionysos şenlikleri olarak kutlanmaktaydı. Nardugan Orta Asya’da “kış gündönümünü” ifade etmek için kullanılan bir kelime.

Nardugan Orta Asya’da gündönümünü ifade eden bayramlara örnektir. Paktıgan, Koçagan da bu tarz bayramlardandır. Nardugan kelimesi; Moğol’ca Nar (güneş), Türk dilindeki Tugan (doğan) sözcüklerinin birleşiminden meydana gelir. Tatarlar bu bayrama Koyaş Tuğa yani güneş doğan günü derler. Başkurtlar, Udmurtlar Nardugan, Mişer Tatarları Raştua, Çuvaşlar Nartavan ya da Nartukan gibi isimler verirler söz konusu bayrama. Temelde tüm bu ritüel ve kutlamalar yeni bir yılın başlangıcını ifade eder.

Konuyu açıklamak için Antik dönemlerde bayram kutlama geleneği, bayramlara atfedilen anlamlar, bayramların zamanları ve simgeleri üzerine konuşmakta fayda var. Öncelikle geçmişte, bayram yerine ritüel kelimesinin daha çok kullanıldığını söylemek gerekir. Ritüeller genelde iklim, bitki örtüsü ve yeme alışkanlıklarıyla birlikte şekillenmektedir.

Örneğin Kuzey Yarım kürede farklı Güney yarım kürede farklı dönemlerde benzer ritüeller görülebiliyor. İklim çok önemli bir etken, çünkü bitki örtüsünü, sosyal yaşamı şekillendiriyor. Yer, gök her dem tüm medeniyetlerin ortak ritüelinin ilhamı. Şimşek, korkulan hayvanlar genelde daha çok saygı duyulan imgelere dönüşüyor. Doğal bitki örtüsü yani insanlığı doyuranlar, tarım ve bitkiler ağaçlar bereket anlamında kullanılan, canlılığı, yaşamı simgeliyor.

“Yaşam, Canlılık, Devamlılık”

İnsanların beslenme şekline göre doğaya atfedilen saygı dünyanın her yerinde temel prensip. Mezopotamya gibi coğrafyalarda kültüre alınan ilk bitki olması sebebiyle buğdaya daha çok değer veriliyor. Ekmek tüm kültürlerin ortak noktası. Çünkü karnımızı doyuran ilk besin. Onun doyuruculuğu mucizevi bir anlam katıyor; “yaşam, canlılık, devamlılık” anlamına geliyor.

Doğadaki her varlık insan için bazen ilham kaynağı bazen korku duyulan bir simge bazen de kendiyle özdeşleştiren bir imge olarak karşımıza çıkıyor. Ağaçlar Orta Asya geleneğinde insan hayatıyla özdeşleştiriliyor. “Hayat ağacı, soy ağacı, kökler” gibi simgeler dışında aynı zamanda “yer ile gök arasında, dünyalar arası bir bağlantı noktası” olarak da “kozmik ağaç” olarak ifade ediliyor.

Buna benzer bayramlar isimleri değişse de yeni gelen yılı, yeniden başlamayı, canlılığı ve bolluk bereket temennisini ifade eder. Hititler’de Çiğdem çiçeği, Nevruz, Nardugan hepsi doğanın doğuşunu simgeler. Kış boyu yatıya kalmış, yapraklarını dökmüş, içe kapanmış doğanın yeniden canlanması insanlığın da canlanacağı çoğalacağı anlamına gelir. Bu bakımdan insanoğlu aslında doğayı taklit ederken onun dilini kullanır.

Sadece eski Türkler de değil tüm antik dönem uygarlıklarında Kızıldereliler, Antik Yunan gibi birçok farklı kültürde doğayla uyumlu yaşayan insanlar yaşamlarını doğanın takvimine ve doğa olaylarına göre planlamaktaydılar.

Çiğdem çiçeği baharın gelişini doğanın uyanışını, çiçeklerin açmasıyla simgelerken Nevruz; Kuran’ın indirilmeye başlandığı gün, Haz Yunus’un balığın karnından kurtulduğu gün, Haz Âdem ve Havva’nın Cennetten kovulduktan sonra Arafat dağında buluştukları gün, gece ile gündüzün eşitlendiği gün olarak anlatılır. Baharın başladığı, Türklerin Ergenekon’dan çıktığı gün şeklinde de yorumlanır. Görüldüğü üzere sözlü ritüeller zamanla hikâye anlatıcıların dilinden efsanelere ve sonra da yazılı tarihe not ediliyor. Zamanla ortak bir dil ve tavra dönüşen kutlamalar; en sonunda geleneği oluşturuyor. Her nasıl olursa olsun temelinde Şamanlık ve doğanın takvimine uygun yaşayan, hayatı onunla kurgulayan bir yaşam şekli var.

Kutsal ağaçların yaşamı

Antik dönemlerde doğanın işleyişiyle beliren kutlamalar da yine doğadan simgeler kullanılıyor. Ağaçlar, hayvanlar, çiçekler bazen fiziksel özellikleri bazen yaşam şekilleri sebebiyle farklı inanışların simgesi konumuna geliyor. Örneğin kutsal ağaçların yaşamı insana benzetiliyor. Kiraz çiçekleri, çam ağaçları, çınarlar, kayınlar tüm bunlar tıpkı insan gibi yer ile göğü birbirine bağlayan soylu varlıklar olarak anlamlandırılıyor.

İnsanların korktukları, saygı duydukları, beğendikleri, kendilerine benzettikleri kutsal oluyor. Tarım karın doyurduğu için ona saygı duyuluyor adına Tanrılar var ediliyor, Fırtınadan korkulduğu için onun Tanrısı yaratılıyor. Göbeklitepe ve Boncuklutepe’de olduğu gibi çoğu zaman korktukları ya da evcilleştirmeye başladıkları hayvanları T sütunların üzerine işliyorlar. Evrenin var oluşundan beri hava, toprak, su kadar önemli diğer bir önemli varlık da ağaçlar. Ağaçlar dünyanın dört bir tarafında “hayat ağacı” olarak anılıyor.

Kayın, Çam, Ardıç, Selvi, Meşe, Söğüt

Kutsal ağaçlar gök Tanrı’yı simgeler dalları göğe ulaşır onunla iletişim kurarlar. Kutsal ağaçlar; yapraklarını dökmezler, öyle heybetlidirler ki boyu göğe erer, kocaman gövdeleri tüm ormana gölge olur. Kayın, Çam, Ardıç, Selvi, Meşe, Söğüt kutsal ağaçlardandır. Türk mitolojisinde Tanrı yeryüzündeki 9 insanı, önceden yarattığı 9 dallı ağacın gölgesinde saklıyor.

Yakut Türkleri Türeyiş Destanında; dünya sekiz köşeli, göbeğinde bir ağaç, ağaç süslü püslü. Kabukları sanki som atından, gövdesinden akan su bal tadında, dalları budakları göğü yarıp semaya uzanırmış. Gören sanırmış sanki 9 kollu şamdan. İlk insan burada yaratılmış.

Yakutlar ağacın her şeyin anası olduğuna inanırlardı. Doğum Tanrıçası olan Umay Ana kutsal ağacın altında oturur, çocuk sahibi olmak isteyenler gelir bu ağaca boncuk bağlar. Kendinden izler bırakır. Benzer boncuktan araç gereçleri Mezopotamya Boncuklu Tepe’de görmek mümkündür.

Kayın ağacı Oğuz, Kıpçak, Uygur gibi birçok Türk Boyunda üremeyi sağlar. O yüzdendir ki evlenen çiftlerin annelerine “kayınana – kaynana” denir.

Hayat ağacı sonsuzluğun sembolüdür. Hayat ağacı evlerin önüne dikilir, en üstüne bir kartal konur. Kartal ağaçtan Tanrı katına ulaşır, haber verir, ruhlar kuş olur uçar Yaradana. Hayat ağacı; yeryüzü, gökyüzü, yeraltını temsil eder. Kökleri, gövdesi, dallarıyla dünyanın üç tabakası arasında geçiş görevi görür. Kutsal dinlerde vahiyler kutsal ağacın dallarına nur olur iner.

Türkler gibi yazları yazlıkta kışları kışlık yerlerde geçiren göçebe toplumlarda doğa ve onun unsurları sosyal hayatın da dinsel ritüellerin de temel konusudur. Türkler yerleşik yaşama geçene kadar bahçe kültürüne sahip değilken yerleşik yaşama geçtikten sonra bahçe geleneğini oluştururken önceki hayatlarından kalma ağaç geleneğini bahçelerine taşımışlardır. Kutsal ağaç kabul edilen birçok ağaç çeşidi bahçeleri, mezarları, tarlaları korumuştur.

“Cennet ağacı, Evren ağacı”

Çoğu zaman yaşamı, ölümü sembolize eden ağaçlar, yaprak dökmeleri yeniden açmalarıyla da çoğu zaman “cennet ağacı, evren ağacı” olarak adlandırılmışlar, ruhları olduğuna inanmışladır. Ağaçlar âlemleri birbirine bağlarken, kutlu doğumlar onunla birlikte olur inancı hâkimdir. Nar ağacı bolluğu, hurma Cenneti simgelemiştir.

Meşe gibi çınar, dibudak, karaağaç, kavak, atkestanesi, servi, çam gibi birçok ağaç kutsal sayılıp aynı zamanda un olarak, meyve olarak beslenme de kullanılmıştır. Özellikle kıtlık ve savaş zamanlarında meşe ile yapılan ekmekler, acı zerdali çekirdeği ile yapılan ekmekler, kozalak ile tutulan mayaların mucizevi olduğuna inanılır.

21 Aralık olan yılın en uzun gecesinin sabahında kozalak ile yılın ilk mayası tutulur. Hayat mayalanır, içine kozalak katılarak bereketi, canlılığı artırılır. Evin döl tutan hamile kadınları, çocuklar, bilge kadınlar tarafından tutulan mayalar, maya kelamı ile mayalanır. Maya kelamı bilgelik, dürüstlük ve erdemli olmayı ifade eder.

Ağaçlar ormanın süsü, insanlığın gölgesi gerek reçineleri gerekse meyveleriyle binlerce yıldır insanlığa şifa olmaya devam ediyor.

Hiç kuşkusuz doğayla iç içe yaşayan tüm toplumlarda olduğu gibi Türklerde de 21 Aralık olan en uzun geceyi sabah ederken, doğanın doğumunu onunla kutlamak en doğal olanı. Varın Noel geleneği deyin varın doğanın uyanışı. Adı her ne olursa olsun doğanın uyanışını kutlamak evrenin “insan- doğa” birlikteliğinde en güzel bayram. Kutlaması en keyifli olanlarından.

Türk kültüründe ağacın ne anlam ifade ettiğini bilerek Nardugan Bayramını kutlamanın, moda olarak değil de, kültür olarak gezegenin tüm unsurlarına sahip çıkmanın ne denli önemli olduğunu anlamakta fayda var sanırım.

Benzer İçerikler

Mor ekmekten sonra un kurtlu ekmek mi moda?

Ziraat Mühendisleri Günü Kutlu Olsun…

Gelecek Geldi: 2021’in Beslenme ve Tarım Trendleri

Yılın son günü Bengütürk TV’ye konuktuk..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir