Değerler Yanıyor, Yangın Ekonomisi Büyüyor…

Kaybeden Memleket, Kazananlar Belli…

Piyasa ekonomisi can havliyle, ne zamandır taze bir kan arıyor iflas etmiş sisteme. Gelişmiş ülkelerde durgunluktan gelişmekte olan ülkelerde fon yaratılamamaktan, geri kalmış ülkelerde yoksulluktan durma noktasında ekonomi. Savaşlar, moda endüstrisi, yeni akımlar, teknoloji her biri ekonomiye can, ticarete taze kan.

Cümle içinde kullanması çirkin gibi gözükse de savaşlar, doğal felaketler, salgınlar ekonomiyi canlandırırken yeni zenginler yaratıyor. Her gelişme kimlerin zengin kimlerin yoksullaşacağı yönünde sinyaller veriyor. Bir taraftan da değerler “hakikat gevezeleri – ortam fırsatçılarının” elinde heba olup gidiyor. “Felsefe, etik” tam böyle zamanlarda beşeri insan yapan değerler kavramını, ayakta tutmak beslemek için önem kazanıyor. Mesela Covid, dijital, teknoloji, genetik konularında değer üretmeyenleri sistem dışına yoksulluğa itiyor.

Başımıza ne geliyorsa etik kararlar alamamamızdan, gerçeklikten uzaklaşmamızdan.

Çünkü evrenin sistemi rasyonel insan için. İnsanlığın verdiği her yanlış karar kelebek etkisiyle dönüp dolaşıp gezegeni sonra da insanlığı vuruyor.

İleri Haz Teknikleri.Com

15. yüzyıl Avrupa zenginliği; Rönesans’ı doğurup, yeni nesil zenginler kendine oyun alanları, sanatsal eğilimler, haz merkezleri yaratmıştı. Şimdinin varlıklıları bazen düzeni değiştiren hamleler yapıyor – popüler 4 aile dünyayı yönetiyor algısı” bazen de gelişmelerden nemalanıyor. Şüphesiz yeniçağın en büyük sorunsalı “ileri haz teknikleri. com”

Tam bu noktada yaşananlar her zamankinden daha fazla ilgi çekiyor. Örneğin yangınlar gelişmiş, gelişmemiş her ülkede can yakıyor, maddi felaketlere yol açıyor. Tepkilere bakınca, gelişmiş ülkeler çözüme odaklanırken gelişmekte olan ülkeler yangına körükle gidip can pazarında bile memleket çıkarlarını önde tutamıyor.

Nasıl ki, iklim değişikliği kader değil karakterdi iklim değişikliğinin sonuçlarıyla yüzleşme hali de “acıya ve sevince nasıl cevap vereceğimiz noktasındaki etik kararlarla şekilleniyor”

Unutmamak gerekiyor ki, milyonlarca yıllık evrenin yaşanmışlıkları insanın da minik bir bölüme dâhil olmasıyla birlikte esasen uzun bir “yolculuk halleri” hikâyesi. Bu yolculukta evrenin başına her türlü şey geldi gelecek de. Evren tarihinin sadece kısa bir bölümünde insan var aslında. İnsanın evrenin gidişatına müdahalesi şunun şurasında on binlerce yıllık sınırlı bir zamanda.

“Her şeyi biz yaptık, her şeyin sahibi biziz” duygusal yaklaşımı şimdilerde “evrenin bir parçasıyız onu korumalıyız gibi”  romantik söylemlerle güçlendirilmeye çalışılıyor. Modern insan pazarlamayı keşfettiğinden beri, seçilmiş kavramları yönetip, süreçten maddi ve manevi haz kaynakları yaratıyor. Sonra yarattığı bu kavramlar üzerinden maddi kazanımları yönetiyor.

Son yıllarda “iklim değişikliği, iyi tarım, doğal üretim, ata tohumu, sağlıklı beslenme, iklim dostu, gezegene dost” gibi kavramlar yenidünya düzeninin argümanları. Kazanlara bakalım mı? Kavramların hangisi açlığı azaltmaya dönük, aksine hepsi zaten tok olanların tokluğunu garantilemeye, tokluk hissinden doğan hazları zenginleştirmeye, şükretmenin kefaretini ödemeye yönelik. Vererek manevi hazlar yaratıp üzerinden “erdemli insan” kavramını inşa edip kendi tasarladığımız değerlere tapıyoruz.

YANGIN EKONOMİSİNİN KAZANANLARI

Fırsatçılar

İhtiyaç olan ürünlerle ilgili fiyat spekülasyonları yapıp kazancını çoğaltanlar. Sistemin açıklarından faydalananlar, araziye uyanlar.

Teknolojiye Yatırım Yapanlar

Olası gelişmelerde kullanılabilecek, sorunun çözümüne faydası olabilecek her türlü teknolojiye yatırım yapan kurum ve şirketler böyle zamanlarda şanslılardan olup yıllardır beklediği fırsatı yakalıyor. Örneğin nano teknoloji ile virüse karşı koruyucu maske yapanlar bu alanda çalışanlar Covid 19’un kazananlarından oldular. Yangına karşı dayanıklı eldivenler, kıyafetler hepsi kazandıran girişimlerden.

Mucitler

Onlar milyonlarca yıldır bıkmadan usanmadan değer yaratıyorlar. Medeniyet tarihi onlara minnettar olmalı. Tekerleği, dikiş iğnesini, suyun kaldırma kuvvetini, çekim yasasını, Pisagor teoremini bulanlar her biri evrenin koruyucuları. Ortak özellikleri zamandan, mekândan bağımsız ileri teknolojiyi kullanmak ve “eski dünyaya yeni adet getirmek” Hasetle, gıybetle, fırsatçılıkla işleri yok. Onların derdi “cevapsız soruları çözmek” İçlerinde kazananlar varsa helali hoş olsun sonuna kadar hak ediyorlar. Her ne kazandıysa evren onların sayesinde..

Sosyal Sorumluluk Kisvesi Her Dem Kazandırıyor..

Çağın en büyük kozu; sosyal sorumluluk. Sosyal medyaya bakarsan herkes sosyal sorumlu kimsenin sosyal olmayan bireysel sorumlulukla işi yok. Bireysel sorumluluklar demode.

Fidan dikmenin şimdi zamanı mı demeden milyarlarca bağış toplayıp faizinden nemalananlar, erdemli hareketlerle bağış teklifini reddedenler, – üstelik ağaç bile dikmezken-

Ününe ün katanlar, toplumun çoğundan daha fazla kazanırken egolarına bir miktar daha manevi haz ve maddi kazanç ekleyip yoluna devam edenler. İçlerinde gerçekten iyi niyetliler çoğunlukta olsa da biliyoruz ki böyle durumlarda toplanan bağış ve yardımların çoğu sonradan unutuluyor ilgililere teslim edilemeyebiliyor.

Kompos yapanlar, onlar bilimden değil bilimin açıklarından, pazarlamanın cazibesinden ve halkla ilişkilerin gücünden yararlananlar. 300 kilo komposla memleket ormanlarını yenileyenler. Kuraklığa karşı tohum icat edenler, heyelanı önleyenler, gıda savaşlarını bitirenler. Elimizde ne varsa anında ihtiyaca göre revize edilir, uydurulur, çözümün bir parçası haline dönüştürülür esas aktörlerden rol çalınır.

Esasen yola niye çıktıkları hiç önemli değil onların projeleri her çağa, her soruna çözüm getiren cinsten. Astarı yüzünden pahalıya gelecek çözümler mucize gibi gösterilir. Öncüler, cemiyetin havalı entelektüelleri, düzene karşılar, düzenin destekçileri velhasıl “gücü sevenlerin” hemencecik peşine takıldıkları kişiler, oluşumlar onlar. Zamanında zeytinyağını tüketme diyenler margarini, ekmek tüketme diyenler mısır lobisini, şimdi de ata tohumu diyenler tarım teknolojilerini baltalıyor yazık ki ne yazık.

Gerçek tehlike; bu alanın modern insanın manevi iştahını, haz terazisini hedef alması. Söz konusu alanda çalışmak oldukça kolay. Düzenin aksini iddia eden söylemler, felaket tellallığı, bilimi değersizleştirme, kadim bilgi ahkamcılığı hepsi kullanılan duygusal söylemler. Covid 19’a yakalandığında tıbbı yüceltmek, iyileştikten sonra aşı karşıtlığı yapıp teknolojiyi yuhalamak. Her türlü özgürlüğü savunmak aşı karşıtlığı yüzünden çocukların elinden eğitim özgürlüğünü çalmak her biri zamanın lümpen eğilimleri.

Her Şeye Karşılar

Hepsinin ortak noktası konfor alanlarına yapılan saldırıya karşı dik durmak özgürlük savaşçısı olmak. Onların temel haz noktası aykırı olmak, besin kaynakları olumsuzluk ve iyi gelişmeleri inkâr. Mahalleler arası kavgaların baş aktörleri. Bazen özgürlük savunucusu bazen “ama o öyle değil ki” deyip mahalle baskısına takılmak.

Kimi iyi niyetten kimi darlanmaktan aynı harlı ateşe odun atıyorlar.

Felaketlerin gösterdiği kaynaklar sadece kurumlar tarafından değil iyi niyetliler, yardımseverler tarafından da etkin kullanılmıyor günümüzde.

Kaybeden Memleket Kazanan Belli…

Bu arada uygarlık tarihine, ormancılık geçmişine, iklim tarihine şöyle bir göz atsaydık bilirdik ki; “birileri olurken, birileri ölür”  Doğanın en temel kanunudur bu. Steve Jobs, meşhur mezuniyet konuşmasında durumu “daha iyileri için çürük elmalardan vazgeçtim” diyerek özetliyor. Yoksullar daha az tüketerek ünlüler, güçlüler daha çok kazanıyor. Sonra kazandıkları çoktan, azar azar “ganimet zekâtı” dağıtıyorlar vicdan defterinden düşmek için. Gezegenin adaletsiz bir yer olduğunu inkâr edip, ısrarla “adalet savunuculuğu” yapıyorlar. Güçsüzün ekmeği umut, her dem pazarın gözdesi.

Zamane Yangınları…

Son günlerde çıkan yangınlar ile daha önce doğal olarak çıkan yangınlar, felaketler arasındaki farklar. Doğa gerekli gördüğünde kendi yangınını, yağmurunu, karını yağdırıp, kendini yeniliyor. Oysa insan kaynaklı yangınlar, felaketler insanın doğaya hükmetme hevesinden doğup aynı hevesin olanları kontrol etme çabasıyla ortaya çıkan bir ironi.

Ezcümle; insanlık yangınlarla mücadelede bile hala egosit hala kibirli. Orman;  oksijen ürettiği, keyif verdiği, ekosisteme katkı sağladığı için değerli. Kimse bozkırın ekosisteme kattığı değerden bahsetmiyor. Zira uygarlık, teknolojiyle oksijen üretebilse, arılardan bağımsız bitki tozlaşmasını sağlayabilse anında sırtını dönecek doğaya.

Velhasıl

İnsan bildiğimiz insan; hala kendi derdinin, kendi menfaatlerinin peşinde “minareyi çalan kılıfı hazır ediyor”  Mottosu “sosyal sorumluluk”, yangınlar bahane, insanlık egosu şahane….

Benzer İçerikler

Tarım 5.0 ile Divriği Ulucami arasındaki bağ

Marketler mahallenin esnafını öldürürken aklınız neredeydi ey insanlık…

Özgürlükler Ülkesinde Aşı Özgürlüğü

Yangın Ekonomisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir