Emeksiz Yemek Olur mu?

Öncü olmak istiyorsak hazıra konmayı değil çalışmayı öğretmeliyiz, çocuklara fırsat eşitliği sağlayacak bir düzen yaratmalıyız.

Bizim yapmamız gereken çalışmaktı, dünyanın kalanı bizim için nasıl olsa çalışır kapılar boylu boyunca açılırdı. Çünkü eğitimde adaletsizlik, dağıtımda haksızlık, saygıda huysuzluk yoktu o zamanlar. Yer gök, su, hava herkesin ortak hakkıydı. Adam kayırmaca, dost ayırmaca, güçlünün yanında olma, aman başıma bir iş gelir, düzen böyle gibi vasatı terbiye eden durumlar yaşanmazdı. Biz her sabah çalışmak, üretmek, paylaşmak payımıza düşeni hakkıyla almak için karışırdık hayata.

Kaldırımların ne kadar dik ve yorucu olduğu hiç önemli değildi çünkü anneannelerimiz güzel yürekli öğütler fısıldardı hayatımıza” gece git de doğru git ışık mutlaka yolunu aydınlatacaktır” Sonra ne mi oldu; hayatın her alanında önce hayretler içerisinde kalarak izlediğimiz haksızlıklar, adaletsizliklerle tanıştık. Düzeni idare ettirenler haksızlığa kalburla su taşıdılar. Bir süre boğuştuk, var olmaya çalıştık sonra pes ettik.

Üretmekten, yaratıcı olmaktan, değer yaratmaktan vazgeçtik.

Sonuç; hiçbir katkımız olmadığı halde başkalarının emek verdiği, önünü açtığı, cesaretlendirdiği, kanun ve uygulamalarla koruduğu çalışkan insanların başarılarından nemalanmaya çalışıyoruz. Ne sebeple sırf Türk diye. Örnekler o kadar çok ki.

Mesut Özdil Dünyaca ünlü futbolcu oldu hemen alkışladık. Oysa onun için doğru ve sürdürülebilir bir spor altyapısı oluşturmamıştık.  Spora verdiğimiz önem Survivor kıvamında popüler akımlardan ibaretti.

Aziz Sancar ödül aldı oysa onun bilimsel çalışmalarını bizim üniversitelerde yapmamıştı.  İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi sonrası yurt dışında eğitim görmüştü.

Mehmet Öz peşini bir türlü bırakmıyoruz ama onun deyimiyle “anneannem Türk’tü” diyecek kadar sözde Türk olan bir doktor. Eğitiminde zerre katkımız yok.

Amerika’da başarılı iş insanı Hamdi Ulukaya o da Ankara siyasal Bilgiler Fakültesi’nden sonra gidenlerden. Onda da pek emeğimiz yok..

Uğur Şahin ve Özlem Türeci çok değerli iki bilim insanı ve iş insanı. Covid aşısını buldu. Onların kariyerine zerre kadar faydamız yok.

Listeyi epey uzatabiliriz. Irkçı dediğimiz ülkelerden, demokrat olmadığını düşündüğümüz ülkelerin insanlara sundukları çalışma kültürü, girişim fırsatları ve adil bir ortam.

Ne zaman iyi bir şey olsa hemen onların Türk olduğunu hatırlayıp sahipleniyoruz. Hiçbir emeğimiz zerre kadar faydamız olmadığı halde.

Sosyal medyada bir günlük paylaşımı kapıp yeni gelen günün fırsatını kolluyoruz.

Ayda bebeği nasıl unuttuysak onları da öylece unutuyoruz.

Uzun lafın kısası hava atmayı seviyor, çalışmayı üretmeyi pek sevmiyoruz.

Başkalarının başarılarıyla övünmek yerine

Gerçek bir eğitim altyapısı oluşturmak.

Sağlam bir motivasyon inşa etmek

Silikon Vadisi gibi yapıları gerçek anlamda anlamak ona uygun altyapılar inşa etmek gerekiyor.

Organik tarım yapanları, evde yufka açanları,  artizan yemek yapanları, çiçekçi açanları, 2 kg geri dönüşüm üretenleri girişimci den sayıp bilimsel çalışmaları yok sayarak olmuyor bu işler.

Kültür de

Sanat da

Teknoloji de

Felsefe de

Öncü olmak istiyorsak hazıra konmayı değil çalışmayı öğretmeliyiz, çocuklara fırsat eşitliği sağlayacak bir düzen yaratmalıyız.

Benzer İçerikler

“Ben bu cihana sığmazam…”

Anadolu’nun Tat Belleğinden Geleceğe.. Tahıl Hafızası

Ateşin Çocukları: Ormancılar…

Türkiye Tarımının Problemi İthalat mı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir