Gıda fiyatlarının sorumlusu yanı başımızda

Gezegen hasta, eskisi kadar güçlü ve verimli değil. Suyunu kestik, vitaminlerini vermedik. Üzerinde milyonlarca yıldan kalma arazlar var. Toprağın altı desen değerli maden hevesiyle oyuldukça, suyu bile kurudu. Havanın üstü ha keza. Delinen ozon deliği kısmen kapansa da eskisi gibi olmayacak besbelli. Sonuç iklim değişikliği,  artan gıda fiyatları.

İklim değişikliğinin etkileri en çok alt gelir gruplarını etkiliyor. Önceleri halkın pek umursamadığı aktivistlerin paylaşımlarıyla sınırlı kalan “iklim değişikliğinin etkileri” başlıklı haberler;  en çok gıdayı vurdu. Kuraklığın etkileri; önce tarımda girdi fiyatlarını etkiledi, sonra lojistik maliyetleri yükseldi. Tarımsal ürünler işlendikçe; yağın, tuzun, gazın her bir şeyin fiyatıyla, o da arttı.  Gıda milliyetçiliği tuz biber ekti fiyatlara.  Ürün, rafa geldiğinde çiftçi bile fiyatını tanıyamadı. Yol boyu olmadık işler geldi başına. Tohumdan sofraya yolculuğu kâh keyifli anılara kâh tatsızlıklara tanık oldu. Aracılar, kötü niyetli depocular, tekelciler…

Geçtiğimiz günlerde;  Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda Kurulu toplandı. Gıda fiyatlarındaki yükselişi tartıştı. Kalıcı çözümler üzerinde kıymetli öneriler masaya geldi. Basın derhal konunun detayları üzerinden çarşı pazar haber yapmaya başladı.

Peki, gıda fiyatları onlarca yıllık bir problem iken neden son iki haftadır bu kadar gündeme geldi?

Uzun zamandır birçok farklı görüşteki kurum ve birey “mutfakta yangın var” ironisiyle meseleyi gündeme taşımaya çalışıyordu.

Çarşı pazar karıştı. Gelir kayıpları / girdi fiyatları /yem fiyatları / işsizlik / gıda da tekelleşme / tek tip tarımsal ürün üretim / mevsim dışı meyve sebze üretimi / ithal hammadde / girdi fiyatlarındaki artış (mazot – gübre – ilaç – işçilik – tohum -su) / israf / plansız tarımsal üretim. Liste uzayıp gidiyor. Suçlular anonim.

20 yıldır tarım ve gıda sektörü içerisindeyim. Neredeyse 15 yıldır ekmek ve simit 1 TL bandında.

Ekmek çeşitlerinde hammadde oranı, maliyetin % 50’si. Kira / personel /  enerji / ambalaj /diğer maliyetleri toplayınca kar oranı yok denecek kadar az.

Ortalama bir mahallede, ortalama fiyata pastacılık ürünleri satıyorsanız hammadde maliyetleri aynı şekilde % 45’i çoktan geçti. En büyük girdi olan yağ, şeker, un, çikolata, kuruyemiş fiyatları yüzyılın en pahalı dönemini yaşıyor. Fiyatlarda artış yok çünkü onlar tekel değil mahalle pastanesi.

Tarlada artamayan gıda fiyatı market de, pazar da nasıl yükseldi.

Dağıtım kanalları / büyük dağıtımcılar / uluslararası tekeller ne zaman isterlerse o zaman fiyatta oynama yapabiliyor. Dağıtım kanalı da satış kanalı da onun elinde. Fiyatı artan ürünlerin çoğu fabrikalardan çıkan işlenmiş ürünler. Üreticileri tekel.

İklim değişikliğinin adaleti yok, muhatap düşük gelir grubu. Siz hiç havyar fiyatlarına zam geldi haberi duydunuz mu? Memleketten gelen ürün azaldıkça daha çok alışveriş yapmaya başladık, evde ekmek yapmanın elektriği nasıl yükselttiğini gördük.  Bir kavanoz salçayı yapmak için ne çok domates ve enerji gittiğine tanık olduk. En düşük dediğimiz un fiyatı bile arttı. Fırtınalar çoğaldıkça sebze ve meyve seraları daha çok zarar görmeye başladı.

Salgınla birlikte açlık korkusu tüm dünya gibi bizi de etkiliyor. Yıllarca “nasıl olsa gıda ucuz” diye aldık, döktük, saçtık, savdık.  Kulağımız işitmez, gözümüz görmez, dilimiz lal oldu sorunlara.

Şimdi mutfak yangın yeri, kiler tas tamam.

Diğer tarafta;  her yıl oluşan 33 milyon çöpün 15 milyon tonu gıda. Tohumdan sofraya gelene kadar gıdaların % 14’u kayboluyor. Her 10 ekmeğin biri çöpte.

Doğal kaynakların kullanımında özensizlik nedeniyle tükenme tehlikesiyle karşı karşıya. Tüketim araç değil amaç. Sofraya koyduğumuz her 3 tabaktan biri çöpte. 1 dakikada 3 çocuk eksik beslenme yüzünden ölüyor, umurumuzda değil.

Açlık,  Afrikalı çocukların değil bizim de sorunumuz,  şimdi sofraya sadece 2 tabak geliyor bizim çocuklar da risk altında.

Fiyatları değiştirmek sadece, Gıda Kurulu’nun sorumluluğu değil. Kötü niyetli olmasa bile bilinçsizce aldığımız kararların bedelini ödemeye başladık.

Sürecin tamamından herkes ziyadesiyle sorumlu iken tüketicinin hiç mi sorumluluğu yok.  Trendlerin peşinden gidip akıl almaz ürünlere verdiğimiz paye / mevsim dışı olan ürünlere olan merağımız / iklim değişikliğine olan katkımız / pervasızca tüketim alışkanlığımız hepimizin canını yakmaya başladı.

Şimdi, ekmeğimize, emeğimize, toprağımıza, çöpe attıklarımıza, duyarsız kaldıklarımıza, kıt olan doğal kaynaklara sahip çıkma zamanı.

Benzer İçerikler

Tat Rönesansı ve GDO

Dünya Gelecek Gününde Geleceğin Ekmeği: Kintsugi Felsefesinde

Cemre düştü, Doğa uyandı…

Her doğal ürün güvenli gıda mıdır?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir