İsrafı önlemenin yolu

Zamanın bir takım kötü huyları var. Bunlardan bazıları kolay olanı, ampirik olanı tercih etme huyu. Başka türlü olanın zor olduğunu düşünüyoruz. Planı programı, işi usulüne uygun yapmayı mühimsemiyoruz. Fotoğrafın hepsine bakmayı kişisel gelişim kurslarının mottosu sanıyoruz.

Ekonomiyi, tarımı, ticareti hepsini “göç yolda düzülür” diyerek yönetiyoruz. Tarım ve gıdayı çeşitli unsurlardan bağımsız sosyal medya oyunu sanıyoruz. Amerika’yı yeniden keşfetmiş gibi marketinge uygun alanlar yaratıp konuyu amacından saptırıyoruz. Mesela orman yangınlarından sonra “badem, zeytin, ceviz ağacı dikelim, toprağı komposla zenginleştirelim” gibi popüler söylemlerle konuyu amacından ve dinamiklerinden uzaklaştırıyoruz. Sonra büyükçe güruhların parçası olup, bu tarz söylemlerin ardına düşüp tıpkı “ata tohumu ekip ülkeyi kurtaralım” da olduğu gibi bilimsel temeli olmayan işlere alkış tutuyoruz.

Bankası, Bakanlığı, STK’sı hepsi popüler olanla yola düşüyor, kimsenin gerçekle ilgisi yok.

Son yıllarda bilimsel bilginin kıymeti popülerleştirilebildiği ölçüde değer kazanıyor. Aziz Sancar Nobel aldığında yere göğe sığdıramıyoruz. Oysa onun ne çalıştığını hala bilmiyoruz. İçimizden çok azı onun kadar çalışmayı göze alıyor, başarıya rağmen sıradan olmayı kabul ediyor, başarı ölçüsünü Master Chef’e katılıp bilinirlikle ölçüyoruz. Gastronomi okullarını sayısı yüzü geçti işe alacak tek bir ekmek ustası, teknolog yok.

İklim değişikliği, gıda israfı, yerel değerler, kırsal kalkınma, kadının iş hayatındaki rolü. Tüm bu konuları sloganlaştırıp pazarlama planına PR etkinliği olarak koyuyoruz.

İklim değişikliği – su sorunu memlekette Cif tarafından yönetiliyor. Sektörlere şöyle göz ucuyla bir bakıp çıkıyoruz. Bakanlıklarda saha bilen, endüstriyi tanıyan uzmanlar zaten çok az iken şimdilerde saha denen şey “sosyal medya hallerinde” yaşananlardan seçiliyor.

Hesap kitap, plan program Devlet Planlama Teşkilatı gibi Sezen Aksun’nun “eskidendi çok eskiden” şarkısı kıvamında.

100 kg domates için su / enerji / gübre / toprak bakım ürünü / personel / tohum /hasat / taşıma /depolama maliyetlerini karşılayıp pazarda satışa sunuyoruz. Diyelim ki tüm kalemlerin toplam tutarı 100 birim olsun. 100 birim domatesin yarısını satıyoruz. Kalan yarısını çöpe atıyoruz. Çöpte 50 kg domates bir de harcadığımız 50 birimlik maliyet.

Sonra harcamaya devam ediyoruz. 50 kg domatesi dönüştürmek için personel /taşıma /enerji / su /toprak /zaman gibi maliyetlerine katlanarak 50 birim daha harcıyoruz. Toplamda 5o kg domates için 100 birim maliyete katlanarak onu kompos yapıyoruz. Toprağa hediye ederken mühimce bilim insanlarıyla aynı safta alkış tutuyoruz.

Oysa bunların hiçbirinin yapılmasına gerek yok. Ülkede % 80 oranında “soğuk zincir” (ürünlerin korunması için gerekli olan ısı seviyelerinin taşıma, depolama, elleçleme ve diğer lojistik faaliyetlerin toplamında sağlanması ve sürdürülmesi) yönetimi sağlıklı işlese 50kg domates pazarda atılmaz. Atılan domates için 50 birim maliyete daha katlanmaya gerek kalmaz.

Ne mi olur?

100 kg domates soğuk zincirden kopmadan dünyanın dört bir tarafına belirli bir lojistik maliyete katlanarak taşınır. Bu maliyet ki; yatırımı yüksek işletmesi düşük bir yatırım çeşididir. Eksi 18 / Artı 4 depo / Frigolu araç gibi yatırımlardan oluşur. Ortalama 20 metrekare bir soğuk deponun maliyeti 40 bin TL’nin üzerindedir. Frigolu araç maliyetleri de takriben yakın düzeyde. Bir defa yaparsın uzun yıllar kullanırsın. Hatta soğuk zincirin anlamı tren ve gemi yolu taşımacılığıdır yoksa karayollarına verilen değerden sebep vızır vızır işleyen tırlara frigo yazık günahtır, maliyet onlarca kat artar.

Tohumdan, tabağa tarım ve gıda üretiminin tüm aşamalarında soğuk zinciri kullanırsan atık, fire, imhadan kurtulursun elde çöp kalmayınca israf ekonomisi de birilerinin iştahını kabartmaz.

Soğuk zincirin durumu

Tüm büyük şirketler operasyonel yeteneklerini geliştirip fire, imha, iadeyi azaltmak için çalışır. Kalan ekmekten köfte tarifi yaratmak için değil. Hatta dünyanın en gelişmiş gıda güvenliği sistemleri de soğuk zincirden kopmadan gıdayı üretme ve satışa sunmayı hedefler. Amacı hem sağlık hem etkin kaynak kullanımıdır. Üretim, lojistik, iş planı, iş modeli bu nedenle önemlidir.

Niye mi bu kadar uzun yazdım?

Amacımız israf etmemekse bunun yolu vardır. Yok, israf ekonomisinden nemalanmaksa başka türlü çalışır akıl. Tarım ve gıda endüstrisinin gerçek çalışanları israfı yönetir, israf olmaması için plan yapar, israf ekonomisini yönetmez.

Bu arada gelişmiş ülkeler sebzeyi meyveyi, tarımsal ürünleri kamyonla taşımaz, tüm kamyonları soğuk zincire dâhil etmektense memlekette sağlıklı işleyen bir deniz ve tren yolu tedarik zinciri kurarsanız işte o zaman daha uygun maliyetli soğuk zincir taşıma ağı kurarsınız.

Lojistik planlama ile risk yönetimi

Memlekette her işi çok bilenler yönettiği için lojistik planlamayı da yok sayıp, iş modeli üzerine çalışmalar yapılacağına şehir şehir dolaşıp bütçeyi festivallere harcarız.  Harcadığımız paralarla dünya markası yaratsak, lojistik planlamayla israfı çözsek külliyen destekçi bulmaz, üç beş Linkedin okuru meraklı dışında.

Lojistiğin önemi

Ericsson’un bir tedarikçisinin tesislerinde çıkan yangın sonrası 2000 yılında 400 milyon Euro kaybetti. Riskleri önceden kestirebilmek için tedarik yönetimi, lojistik planlama oldukça önemli bir konu. Üretilen taze meyve – sebzenin %40’a yakını sofraya gelemeden soğuk zincirden kopma veya hiç soğuk zincire dâhil olamama gibi sebeplerden ötürü atılıyor.

Bunları neden mi anlatıyorum?

Gelişmiş ülkelerde riskleri planlayabilmek kaynakları etkin kullanmak, sigorta sistemini çökertmemek için gıdalar soğuk zincir ile taşınır. Bu sayede arz – talep dengesi / ön talep tahmini gibi bir takım programlarla gıdaların korunması sağlanır.

Ezcümle; gıdaları üretmek, taşımak, rafa koymak hepsi bir maliyet. İsrafı çözmenin yolu pazarda domates atıklarını toplayıp toprak için kompos yapmak değil. Soğuk zinciri doğru yönetmek. Pazarda tek elmanın dahi atılmamasını sağlamak.

Tarımsal tüm süreçlerin sofraya gelene kadar izlenmesi, verilerin anlamlı bilgiye dönüştürülüp endüstriye sunulması. İşte bu yüzden Tarım 5.0 önemli.

Amaç, israf ekonomisi yaratmak değil sektörleri doğru yönetmek için bilgiye, bilginin doğru kullanımına kıymet vermek.

Demem o ki; “sebze – meyve zayiatının azaltılması için soğuk zincir oluşturulmasına destek verilecektir” açıklaması tam da söylemeye çalıştığımız türden;  zamanın kötü huylarına yenik düşen bakış açısı.

Yüzlerce yıldır kaynakları etkin kullanmak fire / imha / iadeyi önlemek için kullanılan soğuk zincir yönetiminin akla yeni gelmesi oldukça manidar.

Soğuk zincir 10 milyon ekmek israfını da önler.

Tüm bu sebeplerden ötürü ekmek kursuna gidenleri ekmek ustası yapan zihniyete karşı çıkarken de anlattığım tam da budur. Mesele ekmek ustası olmak değil mesele endüstriyi, endüstrinin tamamını bilmek ona göre çalışmak. Bundan 25 yıl önce “fırın açanların ilk yapacağı yatırım soğuk odadır, soğuk odaya destek verilsin sağlıklı ekmek yeriz, pişmiş donuk ekmek iş modeli ile günde 10 milyon ekmek israfı çözülür” dediğimde gülenler şimdi anladınız mı soğuk zincirin tarım ve gıda için ne olduğunu.

Yoksa birileri arkasına bile dönmeden kahkahayla gülümser halimize.

Hani şu dünyaya kafa tutan popüler kültürümüz var ya işte sözüm ona; dünyanın 100 yıl önce yaptıklarını şimdi destek programı diye açıklamak biraz yaya kalmıyor mu uzaya gidenleri izlerken?

Benzer İçerikler

Tarım 5.0 ile Divriği Ulucami arasındaki bağ

Marketler mahallenin esnafını öldürürken aklınız neredeydi ey insanlık…

Özgürlükler Ülkesinde Aşı Özgürlüğü

Değerler Yanıyor, Yangın Ekonomisi Büyüyor…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir