Mevlana – Yeni Çağın Değer Referansı

Her gün binlerce uyaranla günü gece, geceyi sabah ediyoruz. Yaşamın her anında verilmesi gereken onlarca karar, seçilmesi gereken tercih ve olunması gereken duruşlar var. Bireysel tercihler zaman içinde birikip kültürü, aktarıldığında da geleneği inşa ediyor.

Gelenek çoğu zaman makbul görmese de, artık biliyoruz ki tatlar, değerler toplumların kültürel kodlarına hatta genetik kodlarına eklenmiş birer mirasa dönüşüyor. Kültürel etkilerin yanına bir de bireysel davranışları eklersek toplumun değer yargıları ortaya çıkıyor. Zamanın ruhuna göre kimi toplumlar memnun kimileri tarumar.

Yeniçağın yaşam dizaynında önceleri pek de önemsenmeyen değerler yönetimi günümüz modern toplumlarının bile kaçış noktası. Hiç şüphesiz adalet müessesesi eskisi kadar güvenilir değil.  Zamanın en medeni toplumlarında bile vicdan muhasebesi, insanlık terazisi her bir kanun maddesinden daha çok kıymet görüyor.

Hal böyle olunca tutunacak bir dal, bir referans bulmak tüm toplumların temel problemi. Kimi modern bilgelerini yaratıp Ferrarisi’ni satarken kimi tarihe gidip oradan nemalanmaya çalışıyor.

Anadolu binlerce yıldır yetiştirdiği zamansız bilgelerin öğütleriyle her dem nasihatten yana şanslı anlayana, yüreğini açana.

Mevlana bu günlerde Vuslata erdi. Onun vuslatı Şeb-i Arus yani “düğün gecesi” Mutlulukların en güzeli, istediği âleme kavuşmayla gelen hazzın doruk noktası.  Mevlana, o haz için her türlü geçici tutkunun peşine takılıp dünyevi anlamlar aramaktansa, kendine özgü bir cihan yaratarak eşsiz bir deneyime kavuşmak için ruhunu ve bedenini arındırdı.

Yaradana kavuşmak

Cismin ortadan kalkması, ruhun kaynağına dönmesi anlamına geliyor onun için 17 Aralık. Onun “mana” dünyasında Yaradana kavuşmak, hazların Nirvana’sı. En lüks arabadan, en şık elbiseden, en keyifli yemekten daha fazla zevk barındıran bir anlam dünyası. Özenle tesis edilmiş, anın kıymetini bilen, yeryüzünde inkişaf eden her şeye ve her ana değer veren, her duyguyu anlayışla karşılayan kişiye özel bir mertebe. “Çok insan gördüm, üzerinde elbisesi yok; çok elbise gördüm, içinde insan yok” diyen Mevlana; insanı çırılçıplak görüyor tüm geçici unsurlardan arındırılmış giydiği tek elbise insanlık zırhı.

Onun çalışma alanı insanlık, derinlerde insana ait tüm erdemleri, tutkuları, dayanıklılıkları ortaya çıkarmak.

Tüm insanlığa ortak bir anlaşma biçimi

Hangi zamanı yaşarsa yaşasın Âdemoğlu önce kendi yarattığı dilin esiri oluyor. Kendi dilinde taşıdığı önyargılar, tortular, korkular zamanın ona yüklediği acımasız sınavlar aslında. Birkaç dili kolaylıkla konuşabilirken bizler, insanlık dilin de pek de başarılı olduğumuzu söylemeyiz. Oysa Mevlana yüzlerce yıl öteden eşsiz bir dil ile tüm insanlığa ortak bir anlaşma biçimi hediye etti.

Değerler üzerine inşa edilen dil. Birey ve toplumları buluşturan ortak bir tedavi şekli gibi. Değerler ve anlamlar ile inşa edilen bireysel ve toplumsal yaşam bir bütünün parçaları olarak önem kazanırken insanlar geleceğe güvenle bakıyor.

Tarihi bir binada örülü taşlardan herhangi biri olmak, zamansız bir mimarinin eşsiz bir parçası olmak değer ve değerli olmayı kuvvetlendiriyor.

Anlayışlar, inanç sistemleri kültürün aktarılan kısmına bıraktıkları kalıcı izler ile toplumları güçlendiriyor bireylerin motivasyonlarını zamanın arazlarından ırak kılıyor.

Mevlana yarattığı zamansız ve tarafsız dil ile kültürler arası ve vakitler arası doyumsuz bir bağ kuruyor. Üzerine inşa edilen köprüler bireyleri zenginleştirirken toplumların köklerinin daha derine inmesini sağlıyor. Onun anlam dünyası her dem geçerli olan,  etik felsefe ve değerler bütünü üzerine kurulu.

“HİÇ” olmak

Mevlana; cesaretle kararlarının arkasında durup, fani kazanımların kölesi olmadan, bireyi özgürleştiren edinimler üzerine yoğunlaştı. Bu nedenle azaldıkça “hiç” olup gönülde zenginleşti.

Önce kendini arıtıp, öyle aldı dışarıdaki her şeyi ve herkesi içeri. O,  öyle arı ve duru idi ki; “ne olursan ol yine gel” dedikçe onun gönül dergâhına varanlar puripak olup öyle çıktı eşikten.  Çuvaldızı ile kendini terbiye eden Mevlana, iğneyi başkasına hiç iliştirmedi; yermeden, kırmadan kazandı kalbini evrenin her bir değerlisinin.

Kuru bilgiyle girilen kapısından gönül doymuşluğu ile uğurladı her kulu.

Öyle coşkuyla yaşadı ve yaşattı ki yüreğe ambar edildi zamanın her nevi aşkı.

Mevlana doğum günün, ölüm günün yaşadığın her anın minnetle, sevgiyle….

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Benzer İçerikler

Mor ekmekten sonra un kurtlu ekmek mi moda?

Ziraat Mühendisleri Günü Kutlu Olsun…

Gelecek Geldi: 2021’in Beslenme ve Tarım Trendleri

Tebdili yılda belki ferahlık – Belki ekmek vardır…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir