Ne zaman güz düşse yüreğe

Günlerden ekinoks…
Gezegen gibi anılarımızda sonbaharı karşılıyor ziyadesiyle. Eski defterlerden hatıralar yansıyor ekinoks baharına. Sonbahar gibi özlemişiz güzel günleri, şiir gibi hoş seda gibi. Serin rüzgârlar esiyor içimizden sonbahar geçerken yanı başımızdan. Gezegende akşam oldu, yaprağını döküyor doğa, ışıklarını kapatıyor doğa geceler uzun..

Sonbahar gözyaşlarıyla geliyor bu yıl. Başka bir eylül yaşıyoruz ay gibi değil yıl gibi değil başka bir mevsim gibi hüzün kokan, ayrılık kokan. Bir tarafımız günlük güneşlik bir tarafımız feryat figan. Gözlerimizde sonbahar, kapımızda kül rengi bahar. Sonbahar gibi bahtı figan bu yıl…

Gün geceye kavuşuyor azar azar günler kısalacak, geceler uzayacak. Karanlık öğütecek günün derdini boşluğunda. Kimine deva kimine korku salacak gecenin soğuğu. Ekinoks merhem olacak gezegene, yazlıklar kapanacak, yılanlar hırkasını bırakacak, ağaçlar kabuklarını toprağa sunacak. Yeniden başlayabilmek için güzün sarısına sığınacak tüm evren. Kimi çocukluğunu, kimi yalnızlığını, kimi korkularını bırakacak yazın sıcağında.

Yazın emaneti renkler kışa hasret şimdilerde. Gökkuşağının renklerine sonbahar düştü şimdilerde buralara. Anadolu buram buram güz kokmaya başladı. Harman yeri sarının bin bir tonu. Tarlada yaşam beli bükük; pamuk gelinliğini giydirdi Çukurova’ya, üzümler salkım söğüt, bademler can gibi, fıstık gibi Mezopotamya, Nar- ı aşk olmuşum Oğuzeli’de. Buralar harman yeri, hasadı kutluyoruz; dallarımızda, köklerimizde ne varsa paylaşıyoruz gezegenle..

Herkes payına aldı yazdan.

Kimi aşktan kimi yardan, kimi dardan geçti yaz boyu.

Hasadı görenler yaza duasını bıraktı da gitti son demindeki bahar için. Yazlık heveslerimiz, kışlık arazlara bırakıyor yerini. Puslu sabahlara uyanıyoruz geceden kalma, çiğler düşmeye başladı yapraklara, mayalıyor yeri göğü her dem.

Çocukluğumuzdan kalma anılar, hafızalarımızı yokluyor.

Yeni kapılar aralanıyor belleğimizde, aralayıp kapıyı giriyoruz içeri bi bakıp kaçmak için. Fotoğraflara mühürledik koca bir yazı, yetmedi anılar kazıdık belleğe, yetmedi serden geçtik masallarda.

Anneanne masallarına vardık ekinoks baharında.

Sonbahar sarısıyla gelirdir bize. İlk yaprak düşmeye görsün ardı sıra gökyüzünde asılı duran ne varsa kopuverir dalından yuvasından. Önce kızılağaçların küpeleri salkım söğüt kahveye çalar koyu kahveye.  Heybetli gürgen ağaçlarının altı ayılara koyun kucak olur. Sarı perçemleri ormanın anneannelere çaçalık, bebelere kaydırmaca oyuncağı olur. Tepeden bi oturur derenin kenarından çıkarsın hup diye. Yavaş yavaş, usul usul ormanın yüreğindeki tüm çalıların köklerinden yazın nefesini kışa taşırsın.

Bir hüzün çöker ormana oysa daha yeni yeşertmişti baharı.

Ne zaman güz düşse ormana ceylanlar yamaca, kuzular kuytuya sokulur.

Ne ara güz düşse eşiğe,  gün yüzlü ortancaların yüzü solar…

Asma yaprakları üzüme, incir ağaçları yamaca, karayemişler kora dönüşür.

Ne zaman güz düşse ırağa, yarın kapını çalar gününü beklemeden hızlıca.

Dalında unutulmuş armutlar, nadasa bırakılmış mısırlar, ırakta unutulmuş muşmulalar. Patlıcan biber kızartma kokusu, pencere pervazlarının arkasından geceye uçuşan yarasalar, turşuluk fasulyeler, mısır yığınları hepsi yazdan sonbahara göçer.

Tümseklerden aşağı yuvarlanan çocuklar, tenhada nekahet fazını eyleyen küs kadınlar,  kışlık patiklerin dört ipinde kaybolmuş şişler…

Çavuş üzümüne aynı salkımdan şiirler okuyan yaz âşıkları.

Ne zaman güz düşse yüreğe. Zifiri karanlık olur ay geceye.

Ne zaman soluklansa güzün kapısında cırcır böcekleri uykuya dalardı gün boyu.

Zeytin ağaçları sessize, iğdeler kuytuya çekilirdi. Güneş yavaş yavaş günden çekilir usul usul akşamı beklemeden.

Biber ağacı tatlı tatlı masallar örer altında koşuşturan çocuklara.

Bahçedeki beyaz dantelli sandalyeler güzden çekilir.

Parmak arası terlikler kilere, gül kuruşu domatesler kavanoza, yazdan kalma ne varsa panjurların arkasına ardı sıra alınır.

Güz gölgesini bırakır dağın yamacına…. komşular uğurlanır, öpe koklaya…..

Aynı kumdan kalelerin arkasından çocukluğunu karşılayanların vedalaşmasıyla yaz gider bir kış, bir güz gelir ardından.

Buğdayın, ekmeğin, insanın hikayesinde….

Benzer İçerikler

“Ben bu cihana sığmazam…”

Anadolu’nun Tat Belleğinden Geleceğe.. Tahıl Hafızası

Emeksiz Yemek Olur mu?

Ateşin Çocukları: Ormancılar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir