Nevruz Bayramımız kutlu olsun, uyandık…

Doğa uyandı, toprak koynunda kış boyu sakladıklarına can verdi filizlenmeye başladılar. Arılar petekten dışarı çıkmaya başlıyor havalar ısındı, kuşlar bahar şarkısıyla pencerelerimize konuyor. Çiçekler açacak, renkler çoğalacak, havada aşk kokusu var, bahar kapıyı tıklattı.

Şimdi silkeleneceğiz kış uykusunun mahmurluğundan, yeniden dirilmenin bereketine inanacağız, kısa bir ölüm gibi derler kış için.  Sümer’in İnanna’sı,  Persephone, Gılgamış hepsi yer altından çıkıp doğanın canlanması için yer üstüne gelecekler. Onların gelişiyle evren hava almaya, toprak filiz vermeye, okyanuslar ısınmaya başlayacak.

Yenisey Orhun’dan Altaylara oradan da Hun Türkleri ile Macaristan ve Balkanlara ulaşmış bir gelenek Nevruz. “Tarihin mutfağında pişen geleneklerden günümüze yansıyanlar” 800’lü yıllardan günümüze ulaşan Müslümanlığın kabulüyle dini öğretilerle çatışmamak adına farklı ritüellerle kaynaşan “Nevruz”

“Canlanma, coşku, umut, uyanma, dirilme” Tarım ve hayvancılıktan gelen öğretilerle hayvan isimleriyle simgelenen ay isimlerinden 21 Mart ya da Mart dokuzu yeni yılın başlangıç olarak kabul edilmiş. Toprağın, doğanın topyekûn uyanması; Türk destanlarında karşılığı Ergenekon.

Ergenekon Destanı Büyük Hun İmparatorluğu döneminde gerçekleşir, Göktürkler’in doğuş destanıdır.  Kutadgu Bilig, Biruni hatta birçok Çin kaynağında yer alır.

Nevruz; Ergenekon’dan çıkış yeniden başlangıç. Önceleri sözlü gelenekle sonraları ortak bir kültürel tavırla günümüze ulaşıp “ortak bir değer” olarak kutlanmaya, Türk dünyasını birleştirmeye devam ediyor.

Osmanlı döneminde padişahların da katıldığı Nevruz-ı Sultani isimli törenlerle kutlanır. Zengin baharatlarla hazırlanan “nevruziye” adlı macunları Hekimbaşıları yapıp, padişahın elinden halka dağıtılırdı.

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nde ise durum Kurtuluş savaşında verilen “bağımsızlık mücadelesi” ile buluşup söz konusu bayramın “öze dönüş, kurtuluş, yeniden başlamak, kendi kültürel değerlerimize sahip çıkmak “ gibi kavramlarla anlam kazanmıştır.

Atatürk;  “Bilelim ki, kendi benliğine sahip olamayan milletler başka milletlerin şikârıdır” diyerek “değerlere” atıfta bulunmuştur.

1922 yılında Sakarya Zaferinden sonra okullarda Nevruz – Ergenekon bayramının kutlanması talimatı verilmiş. Cumhuriyetle birlikte Ergenekon yeniden gündeme getirilerek toplum ortak değerlerde buluşma, toparlanmaya, yeniden başlamak için motive edilmiştir. Ergenekon ile Milli Mücadele birbiriyle benzeşmekte her ikisi de “var olma mücadelesidir”

Ne dersiniz salgınla beraber yaşama tutunmaya devam ettiğimiz bu günler de bize de yeni bir motivasyon lazım değil mi?

9 kişiyle başlayan Türk dünyası, varlığını sürdürmek istiyorsa geçmişten aldığı gücü geleceğin teknolojisi, çalışkanlıkla beslemeli.

Özetle tarımda, endüstri de, toplum da 5.0 zamanı geldi de geçmiyor mu?

Bayramımız, yeniden doğuşumuz kutlu, yeni yılımız bereketli olsun….

Benzer İçerikler

Matematik, iktisat, istatistik ne işe yarar.

Zimem defterleri kapansın, Gönül defterleri açılsın….

Tarımda Metrikleme Zamanı

Çağın Trendi Toprak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir