TARIMDAN BİHABERLER

Yerli malı haftası dediğin köylülüğün en zor günüydü, herkes muz getirir sen kokulu peyniri sokamazsın sınıfa. Hâlbuki şimdi herkes Kars’a gidiyor en kokulusu için. Herkes tatile gider sen yaz boyu inek kokarsın. Halis muhlis köylüsün ne iş yaparsın tarım, hayvancılık köyde ne varsa yaparsın. Sonradan öğrendik ki adı çiftçilikmiş. Çok havalı baba anneannem yaşasaydı çok mutlu olurdu ondan daha iyi çiftçi yoktu, en iyisinden su katılmamış köylüydü. Şimdilerde köyler de köylüler de çiftçilikte çok moda ama kimse çiftçiyi tanımıyor. Köylü dersen “benim annem de evde başını örterdi” kıvamında tanımlamaların kahramanı. Demem o ki köylüden, çiftçiden, tarımdan bihaberler…

Ukrayna Rusya savaşı yanı başımızda can almaya devam ediyor. Yoksullar açlıkla, orta gelirliler yoksullukla mücadele ederken, sahip olduğumuz maddi ve manevi değerleri paylaşmaya devam ediyoruz.

Sosyal medyada zenginliklerini sere serpe ifşa edenler daha çok like alıp reklam gelirlerine yenisini ekliyor. Yoksullar zenginleri takip ettikçe, hayranlıklarını takibe, beğeniye döktükçe zenginler servetlerine yenisini ekliyor.

Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre; yoksulların daha iyi yaşam standartlarına sahip olma olasılığı ancak okuyarak mümkün. 1940’larda bu oran %90 iken şimdilerde %20’nin altında. Artık okuyarak, çalışarak yaşam standardını yükseltme şansı çok düşük. İşimiz tamamen şansa kalmış durumda. “Mış gibi yapmanın” tek yolu sosyal medya. Varmış gibi, zenginmiş gibi, güzelmiş gibi, soyluymuş gibi. Mış gibi yapmanın pekâlâ mümkün olduğunu Netflix dizisi “Inventing Anna’da” görüyoruz.

Kendisini New York sosyetesine Alman bir varis olarak tanıtıp gönülleri ve paraları parselleyen Anna Delvey’in başarısı tam da günümüzü anlatıyor. İnsanlar yoksulluk yerine zenginlik ve zenginleri takip etme eğilimindeler.

MIŞ GİBİ HAYATLAR

Yazar Stephen Pimpare; “dünyayı kendi eğilimlerimizle görme eğilimindeyiz” diyor. Yani; “diğer fakir insanlar kötü tercihler yaptıkları için yoksul, ben adaletsizlik yüzünden yoksulum” türünden bir savunma mekanizması geliştirdiklerini ifade ediyor. Bu bakış açısı “yoksul insanların birbirilerine karşı daha acımasız ve empatiden yoksun olmalarına, zenginlere de empati duymalarına neden oluyor” diyor. Sonuç yoksullar her durumda zenginleri yoksullardan daha çok takip ediyor.

ÇİFTÇİSEVER SOYLULAR

Son yıllarda yoksulların sosyal medya ünlülerine verdikleri değerin, yoksullara göstermedikleri özenin sebebini bulduk. Sosyal medya ortak değer ve algılardan besleniyor. Sosyal medyanın kültür sermayesinden yoksunları moda kavramlardan besleniyor. Sosyal medyadaki paylaşımların çoğu özgün olmasından çok moda kavramlar üzerine. Aynı isimler; lüks içindeki yaşamlara like yaptıktan iki saniye sonra “gıdanın adil paylaşımı, karbon ayak izini düşürme “çabalarına alkış tutuyor.

TARIM SEVERLİK TRENDİ

Tüm bunları neden mi anlatıyorum. Ruh halimizi anlayıp tarım ve köylülük üzerine bir takım çıkarımlarda bulunmak için. Zira son zamanlarda köye, köylüye, çiftçiye olan hayranlığın büyük ölçüde sosyal medya eğilimlerinden kaynaklandığını düşünmekteyim.

Son yılların trend kavramları “çiftçi, yerel, tarım, tohum, çevre, sürdürülebilirlik, döngüsel ekonomi, geri dönüşüm”… Duyarlı ve entelektüel görünmenin yolu çevre dostuymuş gibi yapıp, çiftçi sevmek. Hepsinin ortak noktası; “doğal beslenmeleri, çevreye duyarlı olmaları, köylü sever olmaları.” Kısa zaman önce uçakta çok halksever, çiftçisever muteber ünlülerle karşılaştım. Bussines clasta “keyif çatarlarken.” Oysa paylaşımları karbon dostu, halkseverdi. Businessta keyif çatan yapanlar, sabah akşam ekranlarda köylünün halinin ne kadar kötü olduğunu anlatıyorlardı. Ekranlara baksan onlardan çiftçi severi yok. Siyasilerin maaşlarına laf atanlar kendi yüklüce maaş çeklerini hiç akıllarına getirmiyor. İklim dersen o daha vahimi en hallice iklimistler karbon ayak izini düşürmek şöyle dursun onlar da businesstan uçuyor, carbon ayak izi zirvede. Paylaşımlarına baksan karbon baş düşmanları. Kimse anlattığı, gösterdiği gibi değil. Her şey kara borsada.

YA OLDUĞUN GİBİ OL YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL

Biz çocukken babam sürekli Mevlana’dan bahseder “ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün” derdi. Sözünün eri olmanın pek kıymetli olduğundan bahseder ticarette de, özel hayatta dürüst olmanın önemine dikkat çekerdi. Babam hala aynı şeyleri söylüyor, başkaları hiç göründüğü gibi değil baba. İki yüz rafa kalktı insanların onlarca yüzü var şimdilerde. Köylüye, çiftçiye, işçiye, emekçiye, soyluya, sanatçıya.. Hepsinin nabzına göre şerbet, hepsine göre bir yüz var.

Bizler bilmeden toplumdaki bu sahte yüzlere pirim verip yaygınlaşmasına, ikiyüzlülüğün sıradanlaştırılmasına katkı sunuyoruz. “Adamına göre muamele” normalmiş gibi algılanıyor. Tüm bunları neden mi yazının girizgahına koydum. Benzer konu köylü, çiftçi ve tarımla ilgili meselelerde de aynı şekilde cereyan ediyor. Sosyal medyaya baksan herkes çiftçi, köylü sever.

Gerçek tam tersi, aslında gerçeğin temelinde bugün tarımın içler acısı durumu yatıyor. Tarımdaki sorunları geçmişten kopuk değerlendirmek çözümünden uzaklaşmamıza neden oluyor. Birazda kızıyorum baba, biz boşa mı göçtük köyümüzden madem geri dönecektik. Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde köylülük pek muteber değilmiş.

KÖYLÜSEVER KANDIRMACASI

Köyden şehre göçmüş çocuklar okullarda pek havalı olmazmış. Köylüleri ayakkabılarını dışarıda çıkarıyorlar diye binada pek hazzetmezlermiş. Şehirlisi dururken köylüden kız almaz, kızı hiç vermezlermiş. Köylülerin otobüsü yağ, peynir kokuyor diye otogara sokmazlarmış. Evde lahana pişirirsin kokar, hamsi yapayım desen o daha beter. Şimdilerde televizyonlar lahana tarifleriyle dolu baba hem de karalahana.

Köylüce konuşmak, köylüce giyinmek, köylü mahallelerde yaşamak zamanında çok havalı değildi. Avukat olmak, mühendis çıkmak köylü çocuklarının ailelerinin en büyük hayaliydi. Doktorun, mühendisin çocuğuyla arkadaşlık bir köylü çocuğunun yüzyıllık rüyası gibiydi. Hedefimiz çoktan belirlenmişti “Muassır Medeniyet Seviyesi” iyi niyetle tasarlansa da hedefe ulaşmak için çok yıprandık baba. Köyümüzden olduk, şehrin varoşlarına köyler kuruldu ışıkları kimsesiz. Onlar özgüvenliydi biz çekingen kaldık, özenli olmak için hep verdik hiç alamadık. Köyden göçmüştük, daha çok okumak, daha çok yazmamız gerekiyordu. Ne de olsa biz “sonradan görmeydik” kentli soyluların gözünde. Her şeyi sonradan görmek ne kötüydü baba.

Yerli malı haftası dediğin köylülüğün en zor günüydü, herkes muz getirir sen kokulu peyniri sokamazsın sınıfa. Hâlbuki şimdi herkes Kars’a gidiyor en kokulusu için. Herkes tatile gider sen yaz boyu inek kokarsın. Halis muhlis köylüsün ne iş yaparsın tarım, hayvancılık köyde ne varsa yaparsın. Sonradan öğrendik ki adı çiftçilikmiş. Çok havalı baba anneannem yaşasaydı çok mutlu olurdu ondan daha iyi çiftçi yoktu, en iyisinden su katılmamış köylüydü.

Şimdilerde köyler de köylüler de çiftçilikte çok moda ama kimse çiftçiyi tanımıyor. Köylü dersen “benim annem de evde başını örterdi” kıvamında tanımlamaların kahramanı.

Demem o ki köylüden, çiftçiden, tarımdan bihaberler…

Tarımdan nemalananlar

Çiftçiden

Köylüden

Köyden bihaberler.

Tarımdan bihaberler…

TARIMDAN BİHABERLER

Tarımın köylü işi olduğunu

Tarım işiyle uğraşan herkesin düşük gelirli olduğunu

Tarımın kolay bir iş olduğunu

Tarımın popüler bir uğraş olduğunu

Tarımın yeni bir keşif olduğunu

Tarımın “ata tohumu – tohum takasçılıktan” ibaret olduğunu düşünenlerden oluşuyor baba….

Tarımdan bihaberler

Sürekli aynı örneği veriyor Konya kadar Hollanda mucizesinden bahsediyorlar. Oysa hiçbiri gerçek Hollanda tarımının dinamiklerini ve işleyişini bilmiyor. Konvansiyonel tarımı itibarsızlaştırıp organik doğal tarımı baş tacı ediyorlar. Ata tohumu ne onun bile bilimsel olarak açıklamasını bilmiyorlar. Kıtlık naralarına destek verip yapay gıda endüstrisine hizmet ettiklerini farkında bile değiller.

Tarım bilimini lafa gelince önemseyip iş teknoloji, tohum bilimi olunca tohumun genetiği değiştirildi gibi basit argümanlarla konuyu sulandırıyorlar. “Tarım bitti” deyince tarımın biteceğini, kendi kendine yetmenin ucuza ekmek almak olduğunu sanıyorlar. Domatese ödemedikleri üç kuruşu marka kıyafetlere bir çırpıda veriyorlar. Bizim bilmediğimizi zannediyorlar baba.

Düne kadar uzak durduğu köylünün şimdi yanına konuşlanmışlar. Festivallerde tren görmüş köylü gibi “atalık tohumlarına” göz açtırmıyorlar. Seyahat takvimine mutlaka bir köy ekliyor, köylü bulur bulmaz boy fotoğrafıyla sonsuz kılıyorlar. “Köylü kadınları girişimci yapma” projesi ata sporu gibi. Bizim köyün kadınlarını rahat bırakmıyorlar baba. Devleti, belediyesi, STK’sı hepsi köy çeşmesinde toplanmış o festival senin bu festival benim geziyorlar. Çay hasadı, buğday hasadı, zeytin hasadı bizde ısırgan otu hasadı var ona da buyurun gelin. Zenginliğin ölçüsü “biz her şeyimizi yerel üreticiden, kadından, köylüden, kooperatiften alıyoruz” mottosu.

Tüm zenginlerin ortak paydası, hatta zenginler de yatırımlarını tarıma yaptı. Zamanında göçelim diye arkadan kovaladıkları köylere açlık korkusuyla şimdi onlar dönüyor. Tarım bitti deyip nutuk atıyorlar. Neymiş neden köyden göçüp tarım yapmıyormuşuz. Suçluyu da bulmuşlar devlet. Sanki köyden göçme işi yeni başladı gibi. Cumhuriyet kurulduğundan beri amacımız kentli, medeni olmak değil miydi? Yıllarca köylünün üzerinden ucuza domates ekmek yediler, köye adım atmadılar. Şimdi moda oldu ya hepsi tek ağızdan “köylüsever.”

Beyaz yakası terleyen köyden dönüm dönüm arazi alıyor, bahara selfi zamanı. Madem dönecektik niye göçtük baba.

Köylerimizi alıyorlar, evimizi barkımızı, yüzyıllık arazlarımızı tek çırpıda yok sayıp kalbimizi kırıyorlar baba. İkiyüzlüler baba çiftçisevermiş gibi yapıp bu sefer de köylerimizi elimizden alıyorlar.

Gene bizim yerimize karar veriyorlar “kal deyince kal git deyince gitmemizi” istiyorlar köyümüzden, evimizden.

Neden mi?

Onlar daha ucuza doysun diye.

Benzer İçerikler

TIRTIL GİTTİ Mİ?

Karbon Ayağını Denk Al

Metaverse’i Mayalayan Kadınlar

Haz Koleksiyonerlerinin Yeni Gözdesi Metaverse Farm

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir