Yerli Malı – Dünya Malı

Satın alma kültürü daha çok “almamak” üzerine kurulu bir geleneğin temsilcisi olan zamanlardan kalma bir ailede yaşarken;  fani insanın almakla imtihanı “yerli malı yurdun malı” haftasında su yüzüne çıkan, toplumsal travmanın en önemli göstergesidir. Herkes ithal muz ile sınıfa giriş yapmışken organik, kurtlu domates, Cennet meyvesi hurma, ata tohumu siyez bulguru, dalında uyuya kalmış muşmulalar hiç kuşkusuz havalı “yerel üretim – kırsal kalkınma” çabalarının olmadığı vakitlerden kalma anılar.

Yurdun malı da mülkü de epey kıymetli zamanlarda doğmuştum. Peşi sıra doğmuş çocukların kendinden sonra gelene bıraktığı önlük, ayakkabı, çanta, oyuncak – ki o pek bulunmaz- alışveriş geleneğinin başlangıcı sayılabilirdi bizim için. İlk çocuk doğduğunda alış var gerisi bitmeyen senfoni.

Hal böyle olunca 4. sıradan çocuk kontenjanına katılmak bazen şans bazen de dezavantaj olma ihtimali yüksek bir ikilem. Sana gelene kadar tam 3 beden görmüş önlüklerin her birinin okul karneleri, sosyal hayattan kalma izleri, hafif yırtık diz kapakları, manşetleri aşınmış gömlek kolları otomatik senin kaderine leke düşürür.  Ya da artık kullanılamayacak durumda olan kılık kıyafet yüzünden bi posta daha yenisi alınır bu da meselenin avantajlı yönü olur.

Satın alma kültürü daha çok “almamak” üzerine kurulu bir geleneğin temsilcisi olan zamanlardan kalma bir ailede yaşarken;  fani insanın almakla imtihanı “yerli malı yurdun malı” haftasında su yüzüne çıkan, toplumsal travmanın en önemli göstergesidir. Herkes ithal muz ile sınıfa giriş yapmışken organik, kurtlu domates, Cennet meyvesi hurma, ata tohumu siyez bulguru, dalında uyuya kalmış muşmulalar hiç kuşkusuz havalı “yerel üretim – kırsal kalkınma” çabalarının olmadığı vakitlerden kalma anılar.

Manavdan alınan zamansız meyveler, adını sonradan öğrendiğimiz ithal kuruyemişler, Sarvizandan alınma tatsız tuzsuz peynirler yerli malı masasına düşülmüş modern izler.

Sadece masaya konanlar değil hafta boyu yazılanlar, okunanlar, resme hapsedilenler. Yerli malı üzerine yazılmış kompozisyonlar giriş gelişmesi muazzam sonuç dersen “cemiyet baskısı.” Ev yapımı anne keki, anneanneden kalma çörekler, ev reçeli zamanın trendlerinden olmasa gerek.

Oysa çok sonraları gördük ki plazalardan inip Louis Vuitton ayakkabının ucunda tıngır mıngır 5. Caddede yürümek sonra da kenara ilişip ev yapımı sandviçi yemek pek havalıymış.

Köylü olmak, köylüce konuşmak, köylüce dertlere tasalanmak, köylü kıyafetleriyle şehirde arzı endam etmek pek havalı sayılmayan günlerdi. Çoban Hamdu Sena’nın henüz trend topic olmadığı zamanlardı. Bırakın çoban olmayı köyde yaz tatili bile “tatilde ne yaptınız” sorusuna verilebilecek en kötü cevabı taşıyordu “köye gittim”

Köylü olmanın, köyden gelen öteberi ile kışı geçirmenin, köy kahvaltısına meyletmenin itibarı yerle bir zamanlar.

Hedef kentli sofralarda şen kahkahalar atmak.

Sadece okulda mı? Televizyonlarda, okullarda, gazetelerde şehirleşme oranını verirken, market arabasına attığımız soylu meyve sebzeler ile övünüyorduk. Yurt dışına gitmişliğimiz, el malı yemişliğimiz, ithal peynire, yıllanmış balzamiğe ayırdığımız hatırı sayılır bütçeler, saygınlık hanemize kocaman rakamlar ekliyordu. Mühimce gurmeler, kendinden gustolar 80 günde devi alem. Artun Ünsal bir tek buralardaydı, ya sütü uyutuyordu ya da mayanın peşindeydi Anadolu yollarında.

Zaman geçti selfinin köylük yerde çekilmiş olanı, köylülerle çekileni makbul olmaya başladı. Mesela bizim köy çok havalı oldu Hemşin’e kurulu salıncaklar çocukluğumuzu salladı 20tl’ye. Halbu ki oda yerliydi bir tek Yeşilçam filmlerinde görmüştük salıncakları bir de şehirli parklar da.

Mesela bizim likapa yani merehuba hiç para etmezdi. Çay hasadı dersen bildiğin çay almak havalı bir tarafı yok. Beyazı, yeşili hiç yok. Tereyağımız dillere destan olsa da “sanayağı” o aralar pek bir havalı. Şırdan mayası sakın deme kokusu düşman öldürür. İç yağı onu anlatmaya yürek dayanmaz, onu savunacak Canan Karatay henüz Amerika’dan dönmemiş.

Tohumların hepsi yerli hepsi ata. Anneannemin zaten başkasına beş kuruş ödemez dedemin Kırım’dan kalma paralarından.  Tohum dersen “ata” toprak dediğin de başkasını tanımaz atadan yardan kalmaları bilir diğeri ona da “el”.

Hobi bahçesi olayı tas tamam bizim işimiz ata sporumuz bahçede beş vakit. Öyle 100 metrekarede değil dağda bayırda hektar hektar. Ekmek dersen Sarvizandan almıyor dedem illa evdeki mısır ekmeği neymiş atalık. Komşu da öyle mi bembeyaz tertemiz ekmek Osmanlı’dan kalma “Has ekmek” bizde pişen, esmerinden tam tahıllı tam buğday ekmeği. Mayamız dededen kalma Kırım’dan gelme ekşi maya. Pastalar dersen güzel şehirlerin tüm pastanecileri bizim köylü, likörlü pastalar, ballı cevizli turtalar, petifürler hepsi bizim oradan, Kırım’dan.

Ne desem boş 12 Aralık geldi mi kurulur “yerli Malı Haftası” eziyetin en alası. Yerliler, köylüler eziyetin en büyüğü elinde köy peyniri, yanında en havalısından ekşi maya ekmeği, sebzeler bostandan, meyveler dalından ah be yerli malı. Gelmese miydin acaba.

Güzel anılar akla takılı, zamanın getirdiği güzel günlere hatıralarımızla uyanıyoruz.

Zaman su gibi aktı “yerliler, köylüler, kentliler” herkes değişti. Yerlerimiz değişti, yediklerimiz değişti gel gör ki moda olana meylimiz hiç değişmedi bakalım gelecek yıllarda ne moda olacak beklemeden,  sevse miydik acaba yerli olanları.

Önce yıktık şimdi onarmaya çalışıyoruz güzel olan her şeyi; belki bu sefer güzel sofra kurarız içinde yerli, yabancı, köylü, kentli kim ve ne varsa paylaşırız. Adil ve anlamlı bir sofra. Yeryüzünün en büyük sofrası değil “en duyarlı sofrası, en içten hazırlananı”

Oysa son yıllarda ne kadar da romantik bir havada, köyümüze dönelim, çiftçi olalım, ata tohumları ekelim, sosyal medya fenomeni olalım, bir yudum zeytinyağı, bir dilim ekşi maya ekmek ile her şeyi çözeriz diye düşünüyorduk. Gidenlerin bir kısmı çoktan havlu attı, diğerleri de yolda. Emekli olup beklentisi olmayanlar sosyal medyada keyif yapmaya devam ediyor. Varlıklı ailelerin tarım yatırımları ise kadife masa örtülerinde çiftçi festivallerine ev sahipliği modunda her gün şenlik havasında geçiyor.

Yerli malı haftası ile olsaydı belli ki şimdi tüm dünyada yerli mallarımız satılır çiftçimiz keyif içinde yaşardı. O zaman yerli malı haftasında değil tüm yıl hatırlayalım yerlinin iyisi dünya markası olandır. Mesel rokfor dünyada sattığı için üretenine, yerlisine kazandırır, yerli de tüketildiği için değil.

Belki burada da bakış açımızı değiştirmek lazım söz konusu yerli malıysa

Kırda bir yaşam dizayn etmek

Ülkeler arası anlaşmalar ile yerli malını korumak

Yerli mallarını geliştirecek teknolojiyi üreticiyle buluşturmak

Yerli malı ile ilgili üretim ve satış noktalarında farkındalık yaratmak

Yerli malını değerli kılacak çalışmalar yapmak

Yerli malını dünya malı yapmak

Güzel ürünler üretelim, marka yapalım, yerli yiyelim yabancı yiyelim herkese yedirelim…

Yeri malı haftası kutlu, yerli mallarımız dünyalı olsun….

Benzer İçerikler

Mor ekmekten sonra un kurtlu ekmek mi moda?

Ziraat Mühendisleri Günü Kutlu Olsun…

Gelecek Geldi: 2021’in Beslenme ve Tarım Trendleri

Yılın son günü Bengütürk TV’ye konuktuk..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir