Ziraat Mühendisleri Günü Kutlu Olsun…

“Buğday değildir yalnızca, tüm bir uygarlıktır topraktan yükselen” sözleriyle Lamartine; buğdayın ekimi ile başlayan süreci; tarım tarihinden medeniyet tarihine dönüşünü anlatıyordu hiç kuşkusuz.

Osmanlı’dan alınan tarım mirası daha çok Tımarlı Sistem’i ile şekillenmişti. Osmanlı’da tarımsal üretimi;  öz tüketim için gerekli ürünler / pazar için ürün /  küçük sanayii ya da atölyeleri besleyen ürünler olarak özetleyebiliriz. Tarımsal yöntemlere gelince aile işgücü, bir çift öküz ve sapandan oluşmaktaydı.

TARIM TARİHİ MEDENİYET TARİHİ

“Buğdayla koyun, gerisi oyun” diyen Anadolu’nun tarım hafızası;  topraktan gelen ile hayvanlardan alınanın birleştiği yerde binlerce yıllık Habil Kabil ikilemine ve tarihi Sümerler’e, antik döneme dayanan İnana ve Dumuzzi aşkıyla kesişen koca bir tarım kültürüydü. Toprak altındakilerle, üstündekilerle bir olup insanlığa, gezegene can verdi binlerce yıldır. Orta Asya’dan gelen Türkler Malazgirt’ten girerken yanlarında getirdikleri maya kelamıyla Anadolu’yu erdemle, çalışkanlıkla mayalarken bir taraftan da Ahilik geleneği ile ziraatçilikteki deneyimlerini Anadolu topraklarını yeşerttiler. Atları, koyunları, tohumları, göçerlikleri Anadolu tarım geleneğine değerli katkılar sundu.

Selçuklu, Osmanlı;  dönemin ruhuna göre ziraatçiliği geliştirecek uygulama ve kurallarla tarımda gücünü ortaya koyup bölgesinde güçlü birer devlet oldular.

İKTİSADİ GERİ KALMIŞLIĞIN TARİHİNDE TARIM

Osmanlı’nın son dönemi; Duyuni Umumiye’nin varlığı ile uzun yıllardır “yarı sömürge” bir yapıda özellikle kırsalda köylünün yokluk ve azap içinde yaşadığı uzun bir dönemi kapsar. Savaş yılları zaten sıkıntılı olan tarımsal üretimi iyice zora sokmuştur. 113- 1922 yılları arasında 231 milyon dönüm arazinin sadece 43 milyon dönümü ekilebilmiştir. Erkeklerin askere çağrılması, yük hayvanlarına el konulması, tohumların bile askere kumanya için kullanılması tarımı oldukça etkilemiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında sadece Adana, İzmir, Bursa, Konya ve Trakya’da sınırlı alanlarda 1000 kadar traktör ve diğer tarım aracı mevcuttu.

Türkiye’de iktisadi geri kalmışlığın tarihine baktığımızda son dönemlerde var olan imtiyazların, bağnazlıkların tarımın geleceğine ne denli olumsuz etkiler bıraktığını algılamak için uzman olmaya gerek yok. Her şeye rağmen Osmanlı’nın tarıma verdiği önem sekteye uğramış olsa da değerli adımlar taşımaktadır.

Hiç kuşkusuz antik dönemlerden beri tarım toplumların en önemli çalışma alanlarından biri. Tarımda güçlü olan ülkeler coğrafyanın hâkimi, güçlü orduların da sahibiydi. Ganimetler tarımsal ürünlerle dağıtılırken Osmanlı İmparatorluğu’nda da Tımarlı Sistem’in temeli tarım ve hayvancılık idi. Modern dünyanın gereklilikleriyle beraber değişen tarımsal faaliyetlerin yapılabilmesi için Osmanlı 1847 yılında Ziraat Talimhane’sini kurdu.

OSMANLI ZİRAAT EĞİTİMİ BAŞLANGICI

Osmanlı İmparatorluğu zirai eğitim ile ilgili ilk teşebbüs bundan 175 yıl önce 1848 yılında Yeşilköy’de yani Havalimanı’nın olduğu alanda Mekteb-i Ziraat-i Şahane ismiyle kuruldu. Kısa sürede kapatılan okulun devamında aynı amaç ile farklı isimlerde okullar açılarak tarımda istenilen adımlar atıldı. I. Dünya savaşı döneminde 1914’de öğrenciler, öğretmenler hepsi cepheye koşar derslere ara verilir. 1916’da tohum ihtiyacı, muayenesi, zirai üretim gibi ihtiyaçlardan sebep yeniden açılır. İlk rektör Ziraat Mühendisi Ali Rıza Erten’dir.

Osmanlı Döneminde Ziraat Eğitimi

Ziraat Talimhanesi                          1847

Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi 1891

Edirne Ziraat Mektebi                    1881

Selanik Ziraat Mektebi                  1887

Bursa Ziraat Ameliyat Mektebi  1891 gibi

Birçok farklı isimle kurulan Ziraat okulları ile birlikte Avrupa’ya konusunda uzmanlaşmaları için öğrenciler yollandı. O zamanda beri Anadolu’nun tarımsal faaliyetlerini yürüten, katkı sunan ve emek veren bir ziraat ordusu gece gündüz çalışmaya devam ediyor. Bu gün onların günü. Hem Türkiye’de Zirai eğitimin 175. Yıl dönümü hem de Ziraat Mühendisleri günü.

Tarımın en değerli bilgi üretenlerinden Ziraat Mühendisleri için önemli bir gün. Onlar, hayvanın, bitkinin, toprağın suyun doktoru. Kimi zaman da tarımın tüm paydaşlarının koruyucusu.

Ziraat Mühendisleri birçok farklı alanda iş ve bilgi üretmeye tarımda değer yaratmaya devam ediyorlar. Birçok alanı var; bitkisel üretim, hayvansal üretim, tarımsal biyoteknoloji,, tarım makinaları, süt teknolojisi, tarımsal enerji sistemleri, tarımsal yapılar, arazi ve su kaynakları, toprak bilimi, bitki besleme, tarım ekonomisi, tarım ürünleri teknolojisi, bitki koruma, biyoyakıt, biyogaz enerji üretimi gibi onlarca farklı alanda hizmet veren tarıma bilgi üreten en önemli alan. Gıdanın sofraya gelene kadar geçirdiği evrelerin %80’inde onların etkisi var.

YENİ DÖNEM ZİRAAT MÜHENDİSLİĞİ

Yeni dönem Ziraat Mühendisliği; doğa dostu, gezegenin ihtiyaçlarına vakıf, sürdürülebilir, temiz bir dünyada tarımsal faaliyetleri sürdürmekle ilgili bir misyonu ortaya çıkıyor. Tarım şimdi her zamankinden daha kıymetli onun için bilgi ve hizmet üreten Ziraat Mühendisleri şimdi daha da kıymetli.

Geçmişte Anadolu topraklarında yapılan tüm  değerli çalışmalar Cumhuriyetle beraber daha da hız kazanmıştır.  Özellikle Atatürk’ün önderliğinde  dünyanın birçok yerinden çok değerli bilim insanları ülkemize davet edilmiş çalışmalara katkıda bulunmuşlardır.

CUMHURİYET DÖNEMİ TARIMSAL GELİŞMELER

Yeşilköy  Tohum Islah İstasyonu 17 Ağustos 1926 tarihli yazı ile Halkalı Tarım Yüksek Okulunda, tahsis edilen 2 oda ve 10 hektar arazide açıldı. Yaklaşık 5 yıl sonra, 1931 yılında da Yeşilköy  ”uçak inme yeri, demiryolu durağı” yanında tahsis edilen, Balkan savaşı sırasında “Şimendifer müfrezesi arazisi” olarak kullanılan  yere taşındı. Başlangıçta 40 hektar olan arazi zamanla 150 hektara ulaştı.

Modern, pratik Tarım Merkezleri olarak ilk önce Eskişehir, sonra Adana, İstanbul Yeşilköy ve Adapazarı’nda kurulan istasyonları Nazilli ve Antalya’da narenciye ve çeltik konusunda çalışacak Tohum Islah İstasyonları takip etti ve son olarak 1929 yılında  yine Eskişehir’de Kuru Tarım  sistemlerini araştıracak olan  Dryfarming Deneme İstasyonu kuruldu.

Ankara’da 1928 yılında kurulan Umum Ziraat Laboratuarı, 1930 yılında Tohum Islah İstasyonuna, 1936 yılında da deneme yapma yetkisi de verilerek Tohum Islah ve Deneme İstasyonuna dönüştürüldü.

Türkiye’de  ilk açılan araştırma müessesi 13 Aralık 1925 (13 Kanunuevvel 341)  tarihli  Kararname ile Islah-ı Büzûr adıyla Eskişehir’de kurulan Sazova Tohum Islah İstasyonudur.  Arazi kamulaştırma çalışmalarının devam ettiği sırada,  Alman asıllı  isviçre vatandaşı Prof. Otto PEREN ile  sözleşme yapılarak müdürlüğe atandı. (1924- 1929)

• Tohum Islah İstasyonu (Islah ı Büzur)               1925        Eskişehir
• Tohum Islah ve Deneme İstasyonu                     1926        Yeşilköy
• Tohum Islah İstasyonu                                          1926        Adapazarı
• Dryfarming Deneme İstasyonu                            1929        Eskişehir
• Tohum Islah ve Deneme İstasyonu                     1930        Ankara
• Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstüitüsü        1944        Samsun
• Güneydoğu Anadolu Tar.Arş. Enstitsü               1962       Diyarbakır

TARIMDA ÖNEMLİ İSİMLER…

Tüm bunlar devam ederken; Alman asıllı  isviçre vatandaşı Prof. Otto PEREN ile  sözleşme yapılarak çalışmaların başına getirildi. Peren 1926 yılında ilk tarla gününü yaptı. O gün bugündür araştırma enstitülerinde her yıl mutlaka tarla günü yapılır ve yılın hasadı çiftçilerle birlikte kutlanır, paylaşılır.  Cumhuriyetin ilk günlerinden itibaren yurtdışında eğitim almış, yabancı dil bilen vizyoner ve en önemlisi de vatansever geçler sırasıyla tarımsal araştırmalarda görev almaya, ülkenin dört bir tarafında tarımın geliştirilmesi için çalışmaya başladılar.

TARIMA DEĞER KATANLAR…

Emcet Yektay,  Otto Peren’in görevden ayrılmasıyla onun yerine getirildi. Galatasaray Lisesi mezunu  Yektay,  Fransa, Valober Ziraat okulu mezunuydu. İhtisasını  Almanya Erwin Bauer’de yapmıştı. Fransızca, Almanca, Arapça ve  Farsçayı çok iyi; İngilizce ve Slav dilleri; Rusça, Sırpça, Hırvatça biliyordu. Günümüz koşullarında düşünürsek oldukça entelektüel bir birikime sahip olan bilim insanları var güçleriyle hem sahada hem de teknik alanda çalıştılar.    Anadolu o dönemde savaştan yeni çıkmış ortada ne tohumluk vardı ne de  tarımla ilgili bilgi sahibi idiler. Dededen kalma yöntemlerle yapılan ekim, verimsiz tohumlar nedeniyle varolan buğday  çoğalan nüfusu doyurabilecek durumda değildi.

Yapılan çalışmaların amacı,  bölgelere  göre uygun tohum çeşitlerinin temin edilmesi, ekim yöntemleri, mayıs yağmurlarından doğru şekilde faydalanmaktı. Tüm yurttan toplanan tohumlar  arasında   en iyi sonucu  Sivas, Konya, Eskişehir bölgelerinden toplananlardan alındı. Anadolu’ya ait yerli tohum çeşitlerinin en iyi Orta  Anadolu’da yetiştirilebileceği sonucu ortaya çıktı.

ALİ NUMAN KIRAÇ TARIM İÇİN ÇALIŞMAYA BAŞLADI

Devam eden yıllarda  Ali Numan Kıraç Anadolu tarımı için çalışmaya başladı. Atatürk’ün emriyle     göreve gelen  Kıraç’da  Amerika’da eğitim gören ülkesini seven  eğitimli gençlerdendi. Daha sonraları Koç Holding bünyesinde hizmet veren o da bir Ziraat mühendisi olan Can Kıraç’ın da babasıdır.   Rıfat Gerek de   Anadolu tarımına hizmet vermiş değerli isimlerdendir.  Tüm bu değerli isimler gerek tarım politikaları gerekse makine ekipman ve yine tohum konusunda eşsiz yenilikler getirmiş ve icatlar yapmışlardır. Bu gün Türkiye de hala daha birçok araştırma enstitüsü onların yaptıkları bu inanılmaz çalışmalar üzerine projelerini yürütmektedirler.

Bu anlamda birçoğu rahmetli olan tüm bu isimlere bir kez daha teşekkür etmek hepimizin borcu olsa gerek.  Buğday ve ekmekle ilgili birçok yanlış bilgi hala daha toplumda yer bulurken Türkiye’nin tarım tarihi ve ilgili kişileri daha yakından tanırsak belki de en güzel cevabı vermiş oluruz. Ayrıca söz konusu bilim insanları sadece bilim insanı yönleriyle değil birçok anlamda öncü kişilikler olmuşlardır, güçlü eğitimleri, entelektüel altyapıları, vizyonlarıyla gençlere örnek teşkil etmektedirler.

Cumhuriyetten günümüze 60’lı yıllardan itibaren tarımsal üretimin  yeterli gelmemesi sebebiyle gerek buğdayın ithal edilmesi gerekse yurtdışından tohum alınması çoğu zaman yanlış anlatılmış olup birçok kitap ve yayında özellikle de yeşil devrim ve Rockefeller Vakfı ile yürütülen projeler kamuoyuna yanlış yansıtılmaktadır. Hiçbiri bilimsel olmayan saptamalarla çölyak hastalığı, buğdayda GDO, ithal tohum meseleleri  çoğu zaman toplum sağlığını dikkate almadan anlatılmaktadır. Oysa Geçmişte yapılan birçok çalışma ve üniversitelerimizde buğday konusunda çalışan  bilim insanları  konu hakkında yeterli bilgiye sahiptirler. Belki 2019 yılında biraz daha fazla bilimsel bilginin konuşulduğu bir yıl olur.

Günümüzde sıkça tartışma konusu olan buğday konusunun tüm detayları aslında  tarihte, kitaplarda  ve Türkiye’nin ve dünyanın saygın bilim insanlarının belleklerinde. Tüm bu bilgiler geçtiğimiz aylarda  Prof. Dr. Nusret Zencirci Hocamın düzenlediği sempozyumunda keyifle ve gözlerimiz dolarak izlediğimiz Prof. Dr. Fahri Altay hocamın sunumundan. Bu bilgileri sizlerle paylaşırken buğdayın yakın tarihini de özetleyerek bizlerle paylaşan Fahri Altay hocama,  tarıma katkı sunmuş tüm Ziraat Mühendislerine ve binlerce yıllık buğday başakları adına teşekkürlerimi sunuyorum.

 

 

 

 

 

Benzer İçerikler

Mor ekmekten sonra un kurtlu ekmek mi moda?

Gelecek Geldi: 2021’in Beslenme ve Tarım Trendleri

Yılın son günü Bengütürk TV’ye konuktuk..

Tebdili yılda belki ferahlık – Belki ekmek vardır…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir