<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mine Ataman</title>
	<atom:link href="https://mineatamanbread.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://mineatamanbread.com/</link>
	<description>BREAD</description>
	<lastBuildDate>Fri, 11 Aug 2023 09:48:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>

<image>
	<url>https://mineatamanbread.com/wp-content/uploads/2020/10/favicon-96.png</url>
	<title>Mine Ataman</title>
	<link>https://mineatamanbread.com/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>YAŞAMI ONARAN TARIM &#8211; 4</title>
		<link>https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-4/</link>
					<comments>https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-4/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mine Ataman]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Aug 2023 09:48:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[mine ataman]]></category>
		<category><![CDATA[mine ataman bread]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[vegan]]></category>
		<category><![CDATA[yapay yemek]]></category>
		<category><![CDATA[ziraat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mineatamanbread.com/?p=2048</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay mı, vegan mı, organik mi yoksa sadece konvansiyonel olanlar mı? Böceklerden oluşan kara sinek çorbası, yosun yatağında karides, böcek unlu açma, yapay yumurta soslu kazandibinden oluşan bir yemek veya hiç et yememe alternatifi. Hangisini tercih edersiniz. Tarım ve gıdada yeni yöntemleri benimsemeden önce beslenme kültüründe köklü bir restorasyona hazırlıklı olmakta fayda var. BİTKİ ATIKLARI [&#8230;]</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-4/">YAŞAMI ONARAN TARIM &#8211; 4</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><em><strong>Yapay mı, vegan mı, organik mi yoksa sadece konvansiyonel olanlar mı? Böceklerden oluşan kara sinek çorbası, yosun yatağında karides, böcek unlu açma, yapay yumurta soslu kazandibinden oluşan bir yemek veya hiç et yememe alternatifi. Hangisini tercih edersiniz. Tarım ve gıdada yeni yöntemleri benimsemeden önce beslenme kültüründe köklü bir restorasyona hazırlıklı olmakta fayda var.</strong></em></h2>
<h3><strong>BİTKİ ATIKLARI TOPRAĞI KORUR DAHA FAZLA PROTEİN ÜRETİLMESİNİ SAĞLAR</strong></h3>
<p>Geleceğe neden güvendiğimi soruyorlar, 20 yıl içinde gıda sorunu kalmayacağını, beslenme kültürünün kökten değişeceğini düşünüyorum. İnanmıyorlar. Oysa ben sırtımı bilime dayayıp geleceğe ortak olmaya çalışıyorum. Duvarınızdaki halıda akşam yemeğinizi üreteceğinizi söyleseydim, ya da iç içe geçmiş bir tarlada tarımda verimliliğin artacağını iddia etseydim. Son yılların en etkili meta analizlerinden birine dayanarak anlatacaklarım oldukça iştah açıcı. “Birbirine ekme” olarak adlandırılan yöntemi “buğday ile baklagilleri aynı tarlada üretmek” olarak düşünebilirsiniz. Amaç tarladaki çeşitliliğin çiftçileri şoklara karşı koruması ve dayanıklılığını artırması, aynı zamanda hastalıklarla etkin mücadele, daha az gübre ve ilaç anlamına geliyor. Uluslararası araştırma ekibi 226 saha deneyiminin meta analizini yaptı.  Devasa veri setinden elde edilen bilgiler oldukça çarpıcı ve ezberbozan türden. Mahsullerin ne kadar karbon tuttuğu, ürünlerin protein değerlerindeki artış, su kullanımı kapasitesindeki artış, hastalıklarla mücadele, verime etkisi gibi pek çok başlıkta sonuçlar elde edildi. Tek kültürlü üretim modeliyle karşılaştırıldığında çığır açan saptamalarla karşılaşıldı.</p>
<p>Bir araziyi iki ürün arasında paylaşmak bir ürün için verim kaybı olsa da diğer ürünün protein değerinde artışa işaret etti. Bitkilerin tarla arkadaşlığı onların her ikisinin de protein değerlerinde yükselme olduğunu ortaya çıkardı. İyi arkadaşlar insanı güçlendirir lafı boşa söylenmemiş demek ki. Elbette kimlerin kimlerle arkadaş olacağı çok önemli. En iyi dostluğun birlikte yetiştirildiklerinde her ikisin de protein değeri yüzde 10 artan mısır ve bezelye arasında olduğu saptandı.</p>
<p>Mısır ve baklagiller birlikte ekildiklerinde gübrelerden birim başına daha fazla verim elde edildi. Baklagillerin nitrojen sabitleyici özellikleri kimyasal gübrenin etkisini artırdı.</p>
<p>Birlikte ekim daha az kaynak gerektirirken, daha besleyici ürünlerin yetişmesine olanak sağlıyor. Hava olaylarına karşı tarlayı korumak, zararlılarla etkili mücadele, daha fazla tozlayıcı çekme potansiyeli açısından ekosisteme de katkı sunabilecek bir sistem olmaya güçlü bir aday. Farklı kök yapıları sayesinde bitkilerin topraktan besin alma düzeyinin artması, gübre ihtiyacının azalması, çevresel kirliliğin azalması gibi avantajlar sistemin diğer önemli avantajları.</p>
<h3><strong>GEZEGEN DOSTU YEMEKLER</strong></h3>
<p>Yapay mı, vegan mı, organik mi yoksa sadece konvansiyonel olanlar mı? Böceklerden oluşan kara sinek çorbası, yosun yatağında karides, böcek unlu açma, yapay yumurta soslu kazandibinden oluşan bir yemek veya hiç et yememe alternatifi. Hangisini tercih edersiniz. Tarım ve gıdada yeni yöntemleri benimsemeden önce beslenme kültüründe köklü bir restorasyona hazırlıklı olmakta fayda var.</p>
<p>Böcek tozu, yosun gibi “yeni nesil gıdalar”, proteince zenginleştirilmiş fonksiyonel gıdalar, laboratuvarda yapılanlar, çevre dostu olanlar hangisini yersek hem kendimizi hem de geleceği besleyebiliriz. Yeni nesil olanlar iklime dayanıklı, daha besleyiciler yapay hamburgerlere alıştık sayılır. Karmaşık risklerle dolu bir süreç, endüstrinin tüm paydaşlarının ikna edilmesi bir tarafa 8 milyarı ikna etmek binlerce yıllık kadim beslenme kültürüne meydan okumak ne kadar mümkün. Natura Food degisinde yayınlanan bir araştırmaya göre çözüm hepsini birlikte kullanmak eti azaltmak. Uzun lafın kısası ağzımızın tadı yakın tarihte kaçacak.</p>
<p>Yenilerin tadına alışık olmasak ta gezegenin ve türümüzün devamlılığı için bir süre “kan içtik kızılcık şerbeti kustuk” filmine başrolden gireceğiz. Söz konusu yeni nesil gıdalar kaynakları idareli kullanıyor, verimliler, toprağın ve su kaynaklarının yükünü hafifletiyorlar. En önemlisi de sera gazı emisyonlarını düşürüyorlar. Yapılan araştırmalara göre doğal ve doğal olmayanlardan oluşan menünün faturası gayet ucuz. Su kullanımı ve küresel ısınma potansiyelini yüzde 80 düşürebilirler.</p>
<p>Kendileri küçük faydaları büyük. Daha az tarım arazisi daha çok orman, daha çok çayda çıra, zenginleşen biyoçeşitlilik. Sizce de tat belleğimizde “yeni nesil besinlere” yer açmaya değmez mi?</p>
<h3><strong>MANTARLARDAN GELEN ŞİFA</strong></h3>
<p>Orman Genel Müdürlüğü orman köylülerinin gelirlerini artırmak, ekoturizm rotalarını tanıtmak ve odun dışı ürünlerin gastronomiye kazandırılması için pek çok çalışma yapıyor. Bal Ormanları bunlardan biri, ormanları iyileştirerek arıların keyifle gezmelerini, çiçeklerden polen toplamalarını desteklemek için onlara keyifli bir ortam yaratıyor. Arıların seveceği ağaçları çoğaltıyor, bakım yapıyor, yolları düzeltiyor. İklim felaketi olanca hızıyla gezegenin üzerine gelmeye devam ederken binlerce yıllık kadim bilgilerin bilimle harman hali, çözüm önerilerinin çoğalmasını, yaygınlaştırılmasını destekliyor. Hiç düşündünüz mü ormanları korumak, karbonu tutmak ve besin üretmek için ağaçlardaki mantarları çoğaltsak. Elma toplar gibi mantar hasadı yapsak. Bolu ve civarındaki gibi birçok orman köyünde kışlık azığın önemli bir bölümü ağaçlardan toplanan kıymetli mantarların kurutulması ve kışın menüye eklenmesi sayesinde sağlanıyor. Mikroormancılık denen yöntemle mantar yetiştirme ormanları kurmak. Karbonu tutan ve doğal protein üreten ilk ve tek üretim şekli.</p>
<p>Simbiyotik olarak büyüyen mantar sporlarının ağaçlara bırakılmasıyla elde edilecek milyonlarca ton besin, protein. Stirling Üniversitesi Profesörlerinden Paul Thomas “ağaç ve mantar birlikte büyüdükten sonra tarlaya ekilir” diyerek sistemi anlatıyor. Araştırmada Lactarius Deliciosus mantar türü ile test yaptılar. Ağaçlardaki mantarların insan besinin karşılama potansiyeline bakmak için geniş bir alanda 637 bin arazi parçasından elde edilen verilere bakarak, mikroormancılığın çevresel ayak izine ve ne kadar mantar üretebileceğini analiz ettiler. Sonuçları; geleneksel çiftliklerdeki sığır, domuz, koyun, deniz ürünleri, bakliyatlar, tahıllar gibi farklı besin türlerinin çevresel ayak iziyle karşılaştırdılar. En düşük ayak izine sahip baklagiller hektar başına yıllık 8 kg carbondioksit üretiyor. Oysa mikroormancılık hektar başına 12.8 ton karbon tutabilir. Her yıl milyonlarca yeni ağaç dikiliyor. 5 milyon hektarlık arazideki mikroorman yıllık 20 milyon insanın protein ihtiyacını karşılayabilir.</p>
<p>Gübre kaynaklı karbon emisyonu 2.6 gigatondan fazla havacılık ve denizciliğin neden olduğu kirliliğin toplamından fazla. İnsan türü onlarca ikilem içerisinde sağlıklı karar olmada oldukça zorlanıyor.</p>
<h3><strong>20 AĞAÇ 1.39 DERECE SICAKLIK DEĞİŞİMİ DEMEK</strong></h3>
<p>Vücut sıcaklığımız belli bir düzeyin üstüne çıktığında doktora gidiyoruz, ısıyı düşürmeye çalışıyoruz çeşitli antibiyotiklerle ısının yükselmesine sebep olan kök sorunu gidermeye çalışıyoruz. Kabul etmesek te gezegenin ısısı yükseldi, nasıl düşüreceğiz, keşke uygun fiyatlı bir antibiyotik versek biraz da serin havlu ile sıcaklığı düşürebilsek. Her öneri farklı bir sorun ve maliyetle heyecanımızı bertaraf ediyor. Motivasyonumuzu düşürmeden kaynakları etkin kullanarak ısıyı nasıl kontrol altında tutarız.</p>
<p>Mahallelere planlı şekilde, binalarla uyumlu yerleştirilmiş ağaçların gölgesi tenhada bir şiiri hak etse de asıl faydası daha kıymetli. Ağaçlar kentsel ısı adasını kontrol etmeye yardımcı olabilir. Kaldırımlar, sokaklar ısı emici yapılsa, binaların cepheleri ısıyı depolayan, gerektiğinde kullanan malzemeden inşa edilse, ağaçlar güneşe kalkan olsa, üzerinde mantar yetiştirsek, yaşlılara gölge etse hayali bile güzel demeye gerek kalmadı. Ohio Üniversitesi şehir bölge planlama profesörü Jean Michel Guldmann ve ekibi, Columbus’taki 36 kilometrekarelik bir alanın üç boyutlu modelini yaptılar. Modellemeye kentteki çimenlikler, kaldırımlar, binalar eklendi. 14 Eylül 2015 günü sabah 11’den öğlene kadar binaların ve ağaçların yaptığı gölgeler hesaplandı. Aynı anda şehrin üzerinden geçen bir NASA uydusundan alınan 39.715 sıcaklık verisiyle ilgili veriler birleştirildi.</p>
<p>Çalışmanın sonuçları Computers Environment dergisinde yayınlandı. Ağaçların, gölge yaparak ve terleme yoluyla ortamı soğuttuklarını belirlediler. Mahalle simülasyonunda 20 olgun ağacın olduğu mahallede sıcaklığın1.39 derece daha düşük olduğu ortaya çıktı. Geçtiğimiz yıllarda ABD’nin 6o şehrinde yapılan bir araştırmaya göre; yaz sıcaklıklarının kentlerde ormanlık kırsala göre 2.4 derece daha yüksek olduğu belirlenmişti.</p>
<p>Toprağı iyileştiren, türümüze şifa “onarıcı tarım” geleceğe, tarıma değer.</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-4/">YAŞAMI ONARAN TARIM &#8211; 4</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-4/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YAŞAMI ONARAN TARIM &#8211; 3</title>
		<link>https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-3/</link>
					<comments>https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-3/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mine Ataman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Aug 2023 11:48:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel tarım]]></category>
		<category><![CDATA[mine ataman]]></category>
		<category><![CDATA[mine ataman bread]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[ziraat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mineatamanbread.com/?p=2044</guid>

					<description><![CDATA[<p>53 ülkedeki kentsel çiftlikler ile geleneksel çiftlikler araştırıldı. Sonuçlara göre kentsel çiftlikler gelenekseller göre 4 kat daha fazla gıda üretebilir. Çatı seraları, balkon çiftlikleri başlangıçta hobi olarak başlansa da kaynakları etkin koruyan, doğru planlanmış kentsel tarımın geleneksel çiftliklerden çok daha fazla gıda üretebileceği saptandı. Çalışma ile düşen nakliye masrafları, depolama maliyetlerindeki azalma ve şehrin kompos [&#8230;]</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-3/">YAŞAMI ONARAN TARIM &#8211; 3</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><em><strong>53 ülkedeki kentsel çiftlikler ile geleneksel çiftlikler araştırıldı. Sonuçlara göre kentsel çiftlikler gelenekseller göre 4 kat daha fazla gıda üretebilir. Çatı seraları, balkon çiftlikleri başlangıçta hobi olarak başlansa da kaynakları etkin koruyan, doğru planlanmış kentsel tarımın geleneksel çiftliklerden çok daha fazla gıda üretebileceği saptandı. Çalışma ile düşen nakliye masrafları, depolama maliyetlerindeki azalma ve şehrin kompos sistemiyle bitkisel üretim zincirini desteklemesi.</strong></em></h2>
<h3><strong>KENDİ KENDİNE YETEBİLEN ŞEHİRLER</strong></h3>
<p>53 ülkedeki kentsel çiftlikler ile geleneksel çiftlikler araştırıldı. Sonuçlara göre kentsel çiftlikler gelenekseller göre 4 kat daha fazla gıda üretebilir. Çatı seraları, balkon çiftlikleri başlangıçta hobi olarak başlansa da kaynakları etkin koruyan, doğru planlanmış kentsel tarımın geleneksel çiftliklerden çok daha fazla gıda üretebileceği saptandı. Çalışma ile düşen nakliye masrafları, depolama maliyetlerindeki azalma ve şehrin kompos sistemiyle bitkisel üretim zincirini desteklemesi.</p>
<p>Dünyada ilk defa yapılan çalışma şehir bölge planlamacılarının, kent tasarımcılarının elini güçlendirecek türden. Araştırmaya göre elbette şehirlerde nelerin üretildiği oldukça önemli. Beslenme kültürü zincirin en kapsamlı halkası üretilen gıdaların beslenme kültüründe yer almaması sistemin çöp olması, kaynakların verimsiz kullanılmasına neden olabilir. Sebzeler, meyveler, kök sebzeler, kümes hayvanları, yumrular, baklagiller biraz da tahıllar. Metro çıkışları, bina cepheleri, spor salonları, çatılar, balkonları gri suyun temiz suya dönüştürüldüğü bir şehir su şebekesinden beslenen tarım üretim sistemi. Uygun yerlerde hidroponik tarım, dikey tarım, sera gibi teknolojilerle de desteklenen kent tarımı gıda şoklarına karşı kentleri koruyabilecek bir çalışma. Metrekare başına domates geleneksel tarımda 5,3 kg verim sağlarken kentlerde 18 kg rekolte sağlandı. Kontrollü ortamlarda kentte yaşayanların da katılacağı gelişmiş bir sistem tarımda makine kullanımını azaltırken çocukların da gıda değer zincirine dâhil edilmesini sağlıyor, israfı düşürebilir.</p>
<h3><strong>YEREL DÜNYAYI BESLEYEBİLİR Mİ?</strong></h3>
<p>Ağzımızın tadını çoktan kaçtı, yeniden başlamak için yol ayrımındayız. En büyük destekçimiz bilim, yanımıza bir de olgunlaştırılmış köklü beslenme kültürü ve değişikliğine hazır zihinleri alırsak her şey çok kolay.</p>
<p>İklimin söyledikleri çok net; toprağa, suya, güneşe bağlı tarım yapmak şimdi çok daha teferruatlı, maliyetli ve aklı başında plan gerektiriyor. Olası felaket tarihini tahmin edemeden, üstü açık tarım fabrikalarında tarım yapmak giderek zorlaşıyor.</p>
<p>İtalya’nın Bologna kentindeki düz çatılarda üretim yapılırsa kentin gıda ihtiyacının yüzde 77&#8217;si olan 12 bin ton sebzenin üretilebileceği hesaplandı. Gıdaların tarladan sofraya gelene kadar ne kadar yol ve para harcadığını öğrenmemizin üzerinden çok kısa bir süre geçmesiyle birlikte gıda sistemlerini en önemli hedefi; yol maliyetini düşürmek. Metriklemeye hayran bir tarım yazarı olarak dünya için küçük tarımın geleceği için bu büyük istatistiki bilgi “beslenme milleri” üzerine odaklanmak gerektiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Nüfusun yarısından çoğu kentlerde yaşıyor, onları doyurmak için güzelim kırlar sera gazı emisyonlarıyla yüklü bir külfet altına giriyor. Ticaret yollarında en çok gıda taşınıyor, “modern dünyanın konforlu mimarisi, kent manzaraları” gıda üretmeye uygun olabilir mi? Cleveland’daki boş sokak arazilerine sebze ekmek, eski depolarda tavuk beslemek, terkedilmiş stadyum ve boş arazilerde bal üretmenin şehrin besinine büyük ölçüde katkıda bulunduğu ortaya çıktı.</p>
<p>Columbia Üniversitesi Kentsel Tasarım Laboratuvarı tarafından yapılan bir çalışmaya göre New York’u doyurmak için 162 bin dönüm alana ihtiyaç var. Oysa New York’ta sadece 5 bin dönümlük boş alan mevcut. Araştırma sonuçlarına göre “enerji ve su” kaynağını uygun fiyata çözmek koşuluyla kentsel tarımın karbon ayak izi kırsal tarıma göre üçte bir daha düşük.  Şehirlerin yoğunluğu, mimarisi, altyapısı kentlerde gıda üretme fikrinin zorlukları. Görünen o ki şehirlerin gıda kırılganlığı gelecekte çok daha büyük bir sorun olarak çıkacak karşımıza. Birleşmiş Milletlere göre en az 800 milyon kentli kendi gıdasını üretmeye çalışıyor. Gecekondu mahalleleri ilk sırada, Sidney’in varoşlarındaki yerel üretim alanları hem gıda üretiyor hem de şehri tehdit eden yangınlara tampon görevi görüyor. Madagaskar’ın yoksul mahallelerindeki üretim alanları kenti sellerden koruyor.</p>
<p>Tüm bunlar gıdanın asla eksisi gibi üretilemeyeceği gerçeğini ortaya koyuyor. Değişim zihinlere ekilecek köklü beslenme tohumlarında. Romantik söylemlerle örülü gıda sistemleri hayranlığı; tarımda geri kalmışlığı tetikleyebilir. Ya da beslenme rönesansını gerçekleştirmeye hazırlık yapıp toprağa bilim ekeriz. Hasadı tokluk, toplumsal barış.</p>
<h3><strong>ÇEVRECİ TARIM YÖNTEMLERİ VERİMDEN ÖDÜN VERMEZ</strong></h3>
<p>Çevre dostlu çiftlik ve yöntemlerin daha mı az verimli, sorusunun kapsamlı cevabı yeni bir araştırmadan geldi. Araştırmaya göre incelenen çiftliklerin yüzde 63’ünde ekstra bir verim maliyeti olmadan biyoçeşitlilik artıyor. Artan maliyetler, istilacı hayvan ve bitki türleri, zamansız kuraklık – don- yağmur gibi hava etkenleri karşısında konvansiyonel tarım teknikleriyle kendini korumaya çalışan küçük çiftlikler için sevindirici haber. Ürün deseni, çiftçilik uygulamaları gibi konularda biyolojik yöntemlerle iyileştirme yapan işletmelerin gezegeni iyileştirmeye yardımcı olabileceğine dair araştırma sonuçları ortaya çıktı. Gezgeni iyileştiren, biyoçeşitliliği artıran, hava su dengesini koruyan tarım yöntemleri onarıcı gücüyle yaşamı iyileştiriyor. Araştırma kapsamında “42 bin tarım sistemi, 5 bin çalışma” için analizler yapıldı.</p>
<p>Mahsül türlerinin artırılması, tarım arazilerine yaban alanların eklenmesi, toprak işlemenin azaltılması, toprağın organik madde miktarının yükseltilmesi gibi beş temel sürdürülebilir tarım yönteminin çevresel etkileri ve mahsul verimine katkısına bakıldı. Veri setleri üzerine yapılan incelemelerde, yöntemlerin biyoçeşitliliğe yüzde 68 oranında olumlu etkisi olduğu ortaya konuldu.</p>
<h3><strong>TOPRAĞIN ŞİFASI ORGANİK MADDE</strong></h3>
<p>Toprağın hasta olduğu, ürettiklerine zarar verdiği, çevresel etkilerinin tehlikeli boyutlara ulaştığı bilinen bir gerçek. Toprağın organik madde miktarını artırarak topraktan sera gazı emisyonlarının daha fazla atılmasını sağlayabilir miyiz? Topraktaki karbon tutulumunu artırarak toprak beslenmesini ve su kalitesini artırabiliriz. Çeşitli çevresel yöntemler doğru coğrafyada doğru ürünlerde uygulanabilirse gezegenin iyileştirilebilmesi için güçlü bir motivasyon yaratabilir. Tek sorun çiftçilerin sisteme katılması, teknikleri doğru uygulaması. Çevreye dost ürün ve tekniklerle yapılan tarım, biyoteknoloji ile desteklenen üretim sistemleri onarıcı tarımın temeli.  Sağlıklı işleyen bir su altyapısı, iklimle uyumlu ürün deseni, biyoteknoloji ürünü teknik ve ürün kullanımı ile çevreye zarar vermeyen etik bir uzlaşı ile yaşamı tekrar tekrar onarmak.</p>
<h3><strong>BİTKİLERE YERLEŞTİRİLEN KÜÇÜK İĞNELER YENİ SENSÖRLER</strong></h3>
<p>Hassas tarımın yeni temsilcileri bitkilerin kendileri, bitkilere ait verim, sağlık gibi verileri izlemek için ürünlerin yapraklarına veya gövdelerine yerleştirilen ultra mikrosensörler. Normalde hassas tarımda kameralı dronlar ve toprak sensörleri kullanılır, yeni keşif heyecan uyandırmaya yetecek kadar keyifli. Sensörlerden alınan bilgiler gübre, ilaç ve farklı ürün kullanımını kontrol altında tutarken su verimliliğini artırıyor. Hassas tarım toprak ve bitkinin ihtiyacını algılayıp doğru müdahaleyi kolaylaştırıyor. Onları izlemek, ısısını, nemini ve farklı reaksiyonlarını takip etmek, onlarla sağlıklı iletişim kurmanın da en etkili yolu. Zira onlarca farklı dili öğrenmedeki başarımızı doğanın ve diğer canlıların sembolik dillerini çözmeye harcasaydık belki gezegen ve çevreyle olan iletişimimiz çok daha verimli olabilirdi.</p>
<p>Yeni sensörler bitkilere yerleştirilen polimerlerden yapılmış iğne benzeri hassas yapılar. Hassas iğnelerden hassas tarıma güçlü katkılar bekleniyor. Kendi küçük etkisi büyük icatlar tarımın geleceğine umut depoluyor. Mikro iğneler tıptan tarıma ödünç alınan bir teknoloji olarak insan sağlığındaki olumlu katkısı gibi tarıma da katkı sunacaktır. Tere bitkisinde başlayan denemeler diğer türlerde de denenmeye başlanacak. Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi elektrik ve bilgisayar mühendisliği bölümü öğretim üyesi Abdullah Bukhamsin’e göre “mikroiğneler ölçümlerin hassaslığını ve çözümlerin etkinliğini artırabilir. Teknoloji dijital entegre çiftçilik sistemine bitkilerin de dahil olmasının yolu açılabilir.” Hali hazırda sensörler toprakta olduğu için bitki ihtiyaçları tam zamanlı etkili olarak ölçülemeyebiliyor, mahsul zaten zarar gördüğünde ortaya çıkan bilginin kıymeti harbiyesi kalmayabiliyor. Oysa bitkiye yerleştirilen iğneler tam zamanlı ve her türlü değişimi iş işten geçmeden yakalıyor. Mevcut algılama tekniklerindeki sınırlı ulaşım bitki iğneleriyle başka bir boyuta taşınacak, söz konusu sensörler sayesinde bitkilerin stres dinamikleri tam zamanlı takip edilebilir. Erken bilgi akışıyla erken müdahale ve maliyet kontrolü sağlanıp verim artırılabilir.</p>
<p>Ve sonunda bitkilerin yaşadıklarını tam zamanlı anlamak, onların dilini çözmeye biraz daha yaklaşmak ve doğru çözümlerle toprağı, bitkiyi ve gezegeni onarmak. Yaşamı onurlandırıp gezgeni iyileştirmek.</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-3/">YAŞAMI ONARAN TARIM &#8211; 3</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-3/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YAŞAMI ONARAN TARIM &#8211; 2</title>
		<link>https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-2/</link>
					<comments>https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mine Ataman]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Aug 2023 06:43:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[mine ataman]]></category>
		<category><![CDATA[mine ataman bread]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[ziraat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mineatamanbread.com/?p=2041</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmalar, iklim değişikliği hakkında yazılan makale ve haberlerin, konunun ciddiyetini halka ulaştıramadığını gösteriyor. Kamuoyu farkındalığının, eylem yaratma potansiyelini harekete geçirme olasılığını destekleyebilecek düzeyde olmadığını ortaya koyuyor. Bilim insanı Elodie Perga’ya göre; “halkın bildikleri bilim insanlarının iklim değişikliği hakkında ürettiği bilimsel bilginin çok azı.” İKLİMDEN BİHABER Araştırmalar, iklim değişikliği hakkında yazılan makale ve haberlerin, konunun ciddiyetini [&#8230;]</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-2/">YAŞAMI ONARAN TARIM &#8211; 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong><em>Araştırmalar, iklim değişikliği hakkında yazılan makale ve haberlerin, konunun ciddiyetini halka ulaştıramadığını gösteriyor. Kamuoyu farkındalığının, eylem yaratma potansiyelini harekete geçirme olasılığını destekleyebilecek düzeyde olmadığını ortaya koyuyor. Bilim insanı Elodie Perga’ya göre; “halkın bildikleri bilim insanlarının iklim değişikliği hakkında ürettiği bilimsel bilginin çok azı.”</em></strong></h3>
<h2><strong>İKLİMDEN BİHABER</strong></h2>
<p>Araştırmalar, iklim değişikliği hakkında yazılan makale ve haberlerin, konunun ciddiyetini halka ulaştıramadığını gösteriyor. Kamuoyu farkındalığının, eylem yaratma potansiyelini harekete geçirme olasılığını destekleyebilecek düzeyde olmadığını ortaya koyuyor. Bilim insanı Elodie Perga’ya göre; “halkın bildikleri bilim insanlarının iklim değişikliği hakkında ürettiği bilimsel bilginin çok azı.”</p>
<p>2020’de dünyada 51.230 adet iklim değişikliği haberi yayınlandı. Medyada en çok yer alan ilk 100 bilimsel çalışmaya bakıldı. 2020 yılında yayınlanan 50 binden fazla makaleden uluslararası medyada 36.355 kez bahsedilse de yalnızca yüzde 2’sinden 10 kez bahsedildi. Görülen şu ki iklim son hızla değişirken zihinler henüz değişime hazır değil. Asıl sorun iklimdeki farklılaşmayı, tehlikeyi, değişimin özünü insanlara nasıl anlatacağız. Aynı araştırmaya göre; ilgi gören haberler doğa bilimleri ile ilgili. İklim değişikliğinin sosyal, ekonomik, teknolojik yönü ve çözümler ilgi görmüyor. Medyada yer alan haberlerin içeriği korku, inkâr ve endişe odaklı olmaları.</p>
<p>Bilimin heyecan veren, umut vadeden yönü halka ulaştırılamıyor. Son yıllarda bilim okuryazarlığının bazı gelişmiş ülkelerde ders olarak okutulması umarız gerekli zihin altyapısının oluşturulmasına yardımcı olur.</p>
<p>Uzgörülü büyük sorunlar bireylerde güçsüzlük hissi yaratıyor. İklim anksiyetesi üzerine çalışan uzmanların yeni uğraşı alanı; iklimle ilgili konularda yandaş yaratacak, davranış değişikliği yaratabilecek haber aktarma yöntemleri.</p>
<p>İklimin değişen haliyle barışmak, “dünyanın altının üstünden daha iyi olabileceği” üzerinden tevafukla mayalanan söylemler hani sosyal medyada milyonlarca beğeni topluyordu. Dünya yerle bir olacak, değişecek her şey eskisinden daha güzel olacak. Göbeklitepe’de her ihtimale karşı biriktirdiklerinin üstünü örten atalarımızdan aldığımız ilhamla, geleceği onarabileceğimize inanmak, onarıma topraktan başlamak.</p>
<h2><strong>ÇİMLER TOPRAĞI KORUYABİLİR</strong></h2>
<p>Bilim insanları kimyasal gübrelerden sızan nitrojen kirliliğini azaltarak sera gazının gezegene girmesini durdurabilecek yeni bir buğday bitkisi olan “çim” geliştirdiler. Yabani bir çimen olan bitkiden toprağa sızan bileşikler toprak mikroplarının enzim aktivitesini bozuyor. Bu da mikroorganizmaların gübre bileşenlerini parçalama ve ortaya çıkan çevre kirliliğinin ekosistemlere salma kapasitesini yavaşlatıyor. Gübreler bitkilerin büyümesine yardımcı olacak amonyak içerirler. Toprakta bulunan mikroplar amonyağı oksitleyerek topraktan suya karışan nitratı durdurur. Oksitleme sürecinde mikroplar yan ürün olarak tarımın karbon ayak izini yükselten nitröz oksit salarlar. Her yıl üretilen gübrenin beşte biri buğdayda kullanılıyor, buğdayın nimet üretme metaforu yanında gezegeni kirletici etkisi azımsanmayacak ölçüde. Her lokma doğacakların rızkından çalıyor.</p>
<h2><strong>BİTKİ KÖKLERİ TOPRAKTAKİ MİKROORGANİZMALARI ETKİLİYOR</strong></h2>
<p>Bilim insanlarının son çalışmasının amacı buğdaya daha etik bir üretim altyapısı oluşturmak. Bazı bitki kökleri salgıladıkları bileşiklerle topraktaki mikropların davranışlarını etkileyebiliyor, onların bu yetenekleri bilimin yeni konusu. Biyolojik nitrifikasyon inhibisyonu “BNI” adı verilen özellik, gıdanın geleceğini kökten değiştirecek.</p>
<p>Yabani çavdar gibi pek çok çimen bu tarz genlere sahip. Bilim insanları onların bu genini alıp onu bir buğday çeşidine dönüştürdüler. Deneylerde, tasarım buğdayların kirletici nitrat varlığını yüzde 30 oranında azalttığı tespit edildi.</p>
<p>BNI özelliğine sahip buğday, bitkilerin gübreden besin alınımını da artırdı. Bu tarz buğdayların gübrelerin etkinliğini artırabileceği, gübre miktarının azaltılabileceği ve buğdayın biyokütlesinin de arttığı ortaya çıktı.</p>
<h2><strong>DÜNYA TARIM HARİTASI DEĞİŞİYOR</strong></h2>
<p>Dünya tarım haritası değişiyor, nasıl /ne kadar / nerede üreteceğimiz mevzusu, ekonomist Johann Von Thünen’in “Tarımsal lokasyon teorisinin de” konusu. Teoriye göre; yatırımın nerede yapılacağı, işinizin ne kadar karlı olacağını %70’lere varan oranda etkiliyor.</p>
<p>“Tarımda lokasyon seçimi” kuramını destekleyen bir araştırmaya göre; küresel ekim alanlarının yerini değiştirerek, aynı miktarda ürün daha az maliyetle üretilebilir.</p>
<p>Devasa bir tetris oyununda; ürünlerin ekim alanlarının yeri değiştirildi. İklim değişikliğine uygun restore edilmiş yeni tarım haritası; çevresel etki ve maliyetleri içine alan bir matematiksel model ile planlandı, girdi maliyetleri düşürüldü, kaynaklar etkin kullanılarak, yüzde 70 oranında arazi, su ve karbon tasarrufu sağlandı.</p>
<p>Soya fasulyesi, mısır, pirinç Sahra Altı Afrika’sında, eskiden mısır ekilen Orta Amerika’ya buğday ve arpa, Çin’e kolza ve soya fasulyesi ekerek yapılan “yeniden ürün tasarımı” ile insan türünün gıda sorunu çözülebilir.</p>
<h2><strong>İKLİM DEMLENİYOR</strong></h2>
<p>4.5 milyar yıllık gezegenin iklimi sürprizlerle dolu, zaman yaşlandıkça iklim katran karası renklere bürünüyor, demleniyor. Gezegenin başından beri dünyada olan hiçbir tür yok. En eskilerinden biri insan bir de köklü porsuk ağacı. İnsanlığa bahşedilen son “11 bin yıllık muhteşem yüzyıl bitti.”</p>
<h2><strong>YAŞAMI ONARAN TARIM</strong></h2>
<p>Farklı iklim sorunlarıyla mücadele eden tarım endüstrisi son yıllarda iklim felaketi gölgesinde artan nüfusu nasıl besleyeceğini tartışıyor. Yeni teknolojiler, farklı alternatifler, bilimsel çalışmalar yapılsa da toplum nasıl karşılayacak. Geçmişte beslenme kültürü binlerce yıl süren coğrafi ve demografik koşullarla oluşurken şimdilerde iklim felaketi tüm endüstrinin üzerinde olağanüstü baskı yapıyor.</p>
<p>Yeşil devrimin teknoloji tohumları açlıkla mücadele için atılsa da açlık hala en büyük silah. Yoksulluğu azaltılma iradesi, iklim felaketinin sonuçlarıyla sekteye uğruyor. Üstelik kurumsal yoksulluğu yöneten bir grup imtiyazlı, hala hasbihal etme derdinde, kalıcı çözümlerden çok uzaktalar. Kaynakları etkin kullanmak, verimi artırmak, çevreye zarar vermemek çok katmanlı zor bir problem. Çözüm önerileri çoğu zaman etik tartışmaları beraberinde getiriyor. Aktivistlerin GDO ürün karşıtlığına karşı, Afrika’nın karın doyuran her türlü besine kucak açması, evrenin hala en büyük ironisi.</p>
<p>Süper nem emici jeller ile kendi kendini sulayabilen topraklar, fotosentezi hekleyerek verime yardımcı olmak, dikey tarım ile buğday üretme gibi teknolojiler insan türünün geleceğini kurtarabilir. Bilim son günlerde gezegeni ve insan türünü iklim felaketinden korumak için mesaiye kalıyor. Kapalı kapılar ardında laboratuvarların içinde iklimin şeytani sırlarına erişmek, onunla mücadele etmek için multidisipliner çalışmalar yürütülüyor.</p>
<p>Modern beslenme kültürü çoktan seçmeli sorular ve çeldiricilerle dolu. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde en tepeye çıkanlar için beslenme lüks bir teferruat. Oysa Sahra Altı Afrika’sı henüz ilk basamağa tırmanmadı bile.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-2/">YAŞAMI ONARAN TARIM &#8211; 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YAŞAMI ONARAN TARIM &#8211; 1 &#8211;</title>
		<link>https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-1/</link>
					<comments>https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-1/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mine Ataman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Jul 2023 15:12:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[açlık]]></category>
		<category><![CDATA[fao]]></category>
		<category><![CDATA[mine ataman]]></category>
		<category><![CDATA[mine ataman bread]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[ziraat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mineatamanbread.com/?p=2038</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz yüzyıl boyunca ekonomik büyüme “planlı eskime/eskisini at yenisini al” stratejisiyle gerçekleşti. Endüstri de üretim ilkelerini; tamir edilememe üzerine kurdu. Havalı fast food, hızlı moda, gastronomi deneyimleri, gezip tozmalar kaynakları yedi bitirdi. GEZEGENİ KÜÇÜK PRENSİN BAOBAB AĞAÇLARI ONARACAK Ekonomik türbülanslar ve iklim değişikliği ile dünya yeniden “uzun ömürlülüğü” tartışıyor. Yeni moda “yenilenen evladiyelik kavramı.” Uzmanlara [&#8230;]</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-1/">YAŞAMI ONARAN TARIM &#8211; 1 &#8211;</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong><em>Geçtiğimiz yüzyıl boyunca ekonomik büyüme “planlı eskime/eskisini at yenisini al” stratejisiyle gerçekleşti. Endüstri de üretim ilkelerini; tamir edilememe üzerine kurdu. Havalı fast food, hızlı moda, gastronomi deneyimleri, gezip tozmalar kaynakları yedi bitirdi.</em></strong></h3>
<h2><strong>GEZEGENİ KÜÇÜK PRENSİN BAOBAB AĞAÇLARI ONARACAK</strong></h2>
<p>Ekonomik türbülanslar ve iklim değişikliği ile dünya yeniden “uzun ömürlülüğü” tartışıyor. Yeni moda “yenilenen evladiyelik kavramı.” Uzmanlara göre evladiyelik üretim stratejisi ile üretilmiş; “onarılabilir ürünler” yokluğu/yoksulluğu bitirebilir. 42T şirketi “akıllı onarım teknolojisi” için yapay zekâdan yararlanıyor. Evimizdeki her aletin kendi kendini tamir edebilmesi, çok yıllık bitkilerin verimliliği onarması, onarıcı tarımla toprağın yenilenmesi, bedenimizin kendi kendini iyileştirebilmesi her biri ufuk açıcı.</p>
<p>Bisiklet tamircileri, mahallenin tüm söküklerini diken terziler, toprağı iyileştiren bitkiler, kalplere aşk merhemi süren şifacılar. ABD daha da ileri gidiyor “onarım hakkı /hukuku” üzerine yasa hazırlığında. Amaç “yaşamın her alanında kendi kendine yetebilen insan türünü / tarımı yaratmak” yaşamın mukavemetini artırmak. Altın bir dikişle Uzakdoğu kırıklarını onaran Kintsugi felsefesi ile modern dünya düzeninin arazlarını onarmak. Kulağa hoş geliyor.</p>
<p>Afrika’da iklime dayanıklı; bambara cevizi, Küçük Prens’in baobab ağacı, fonio, teff otu, amaranth gibi 58 tarım ürünü belirlendi.  Antik gıdalar ile toprağı beslemek, açlığı onarmak, göz doyurmak, hepsinden önemlisi tapılası güç dengelerini onarmak. Fao 2023 yılını “Darı yılı” ilan etti.</p>
<h2><strong>ONARICI TARIM</strong></h2>
<p>Topraktaki sağlıkla gelen şifa, sadece tarımı değil toplumsal iyileşmenin de anahtarına sahip. Hava ve sun dengesi üzerine yoğunlaşan onarıcı tarımın esansiyeli güneşle gelen uyum. Bitkisel, hayvansal tüm üretim alanlarındaki çevresel, toplumsal etkileri de içine alan sürdürülebilir bir sistem. Ekolojik ilkelerle, hasta toprağın şifa sürecini; “hava, su, toprak, insan, hayvan tür ve unsurları arasındaki denge ve iletişim ile yönetmek” habitatı iyileştirmek.</p>
<p>Topraktaki yüzde 1 organik madde miktarı artışı, dönüm başına binlerce ton ekstra su tutma kapasitesi anlamına geliyor. Değişen iklim koşulları toprağın nem, organik madde miktarı gibi pek çok değerini etkiliyor. Toprağın sağlığı verim, kalite ve rekolteye etki ediyor. Ziraat mühendislerine göre en etkili sigorta organik madde; neme, suya, besine kucak açan eşsiz yapının baş tacı.</p>
<p>Aile çiftlikleri her türden zorlukla mücadele etmeye çalışırken ABD’de çiftlik iflas oranı son 5 yılda yüzde 20 arttı. Teknolojiyle beslenmiş onarıcı tarım felsefesi her geçen gün daha fazla yandaş topluyor. Kimilerine göre organik tarım gibi bir pazarlama tekniği gibi gözükse de biyoteknoloji işbirliğinde uygulanması halinde kalıcı bir modele dönüşebilir. Bataklıklar, meralar, ormanlar, bitkiler ve gezegenin mütemmim cüzü biyoçeşitliliğin her bir parçası onarıcı tarım ile yerli yerinde, uyum halinde etkileşimli bir yaşamı ve beslenme kültürünü paylaşır. Tüm bu unsurların, ahenkle yaşamı paylaştığı, sanayi sonrası bozulan “elverişlilik” yeniden dizayn edilebilir.</p>
<p>Orkestranın her bir parçasından çıkan binlerce farklı tondan emsalsiz bir biyoçeşitliliğe varan muazzam bir yaşam ve beslenme kültürü. Bitki çeşitliliğini artıran, türler arasında iletişim ve alışverişi başat değer kabul eden onarıcı tarımın bilim hali biyoteknolojinin derin dehlizlerinde saklı. Doğaya ait milyonlarca sembolik dilin içinden herkesin konuşabildiği dili bulmak ve yaşamın ritmini paylaşmak. Gezegeni onaracak tüm sembolik dillerin tamamıyla konuşabilmek.</p>
<h2><strong>BAZALT TAŞLARI İKLİMİ İYİLEŞTİREBİLİR</strong></h2>
<p>İnce öğütülmüş bazalt minerallerini tarlalara atarak, bozulmuş asitlenmiş toprağı iyileştirebilir, tarımsal verimliliği artırabiliriz. Yaşamı onaracak her havadis alkışı hak ediyor. Uzmanların iklim değişikliği konusunda dünyayı uyarmasının üzerinden 40 yıl geçti. Atmosferdeki karbondioksit seviyesi 414 ppm’e yükseldi, sanayi öncesi düzeyden 48 kat fazla.</p>
<p>Yüzlerce çözüm önerisi kimi rafta kimi reddediliyor, kiminin lobisi eksik. Geçtiğimiz 20 yıl boyunca orman yaratmak, yosun yetiştirmek gibi biyotik temelli öneriler yeterince karşılık bulamadı. Gelinen noktada yeni ağaç dikmek, hayvan sayısını azaltmak gibi önerilerin tek başına yetmeyeceği aşikâr.  Şimdi tüm çözümler masada; yapay etten tutun da abiyotik çözüm ve tarımda biyoteknoloji kullanımı gibi potansiyel tüm araçlar ancak birlikte kullanıldığında gezegeni soğutabilir.</p>
<p>Zira gezegenimizle aynı zamanda ve aynı yöntemle, lav topundan doğan Venüs; dünya ile aynı kütleye sahip olmasına rağmen karbondioksit oranının yüksekliği nedeniyle hala cayır cayır, 475 santigirat derecede yanmaya devam ediyor. Bizde karbondioksit düzeyi yüzde 0.004, orada yüzde 96</p>
<p>Geçmişte gezegenimizi lav topundan Cennete çeviren “dinamik kimyasal bir ayrışmaydı.” Milyarlarca yıl boyunca ortaya çıkan bu reaksiyon sayesinde karbondioksit seviyesi düştü, kalan da dünyanın dışına ve toprağa hapsedildi. Karbondioksit kayalarda var olan silikat mineralleriyle reaksiyona girerek mucize gerçekleşti. Denizde ve karada kireçtaşı ve dolomit gibi karbonatça zengin kayaların oluşmasını sağlandı. Jeolojik süreçler daha sonraları karbon tutan bu kayaları dünya yüzeyinin derinliklerine hapsederek gezegeni soğuttu.</p>
<p>Babil’in Asma Bahçeleri, dünyanın 7 harikası, tropikal Cennetler insan türünün üzerinde uygarlık yaratmasına olanak sağladı. Günümüze neşe katan bu kimyasal reaksiyon Nobel ödüllü kimyager Harold Urev’in de ilgi alanındaydı. Gezegeni lav topundan Cennete dönüştüren kimyasal reaksiyon “varlığımızın temeli olarak bugün yeniden iş görür mü?”</p>
<p>Nasa iklim bilimcisi James Hansen, 1990’da ABD Senatosu’na küresel ısınmanın başladığını bildirdi. Aynı yıl Paul Scherrer Enstitüsü fizikçi ve nükleer mühendislerinden Waltez Seifritz bir mektup yazdı. Mektupta “ kararlı, kalıcı bir madde oluşturmak için ekzotermik bir reaksiyon yoluyla CO2’nin kimyasal olarak bağlanabileceği bol miktarda mineral olsaydı, bu avantajlı olurdu” yazıyordu. Ayrıca mektupta; “silikat minerallerinin bu amaca hizmet edeceğini ve kimyasal ayrışmaya dayalı endüstriyel bir işlemin CO2’yi atmosferden çıkarabileceğini” öne sürdü.</p>
<h2><strong>KAVAK AĞACINDAN KIYAFET</strong></h2>
<p>Kavak ağacı liflerinden kumaş üreterek, dünya genelinde pamuğun ekildiği 35 milyon hektarlık alanı serbest bırakarak, moda endüstrisinin bitmeyen iştahını doyurmak. Odunlarından da yılda 314 bin ton biyoyakıt üretilebilecek yağ çıkararak orman varlığını korumak. Joule dergisinde yayınlanan makaleye göre kavak ormanları karbonu çekebilir, pamuk için gereken milyonlarca metreküp su kurtarılabilir. Odun hamurunu ipliğe dönüştüren “azaltılmış katalitik fraksiyonlama” teknolojisiyle Kuzey Avrupa’da 4,6 milyon hektarlık marjinal arazide kavaktan yılda 216 ton viskon elyaf üretilerek tarım toprakları kurtarılabilir.</p>
<p>Sun Ways şirketi İsviçre’deki tren raylarına güneş enerjisi halıları döşemeye başladı. Dünyada 1 milyon kilometreden uzun demiryolu hattı var, yüzde 50’sine güneş paneli yerleştirilirse fosil yakıt kaynaklı iklim felaketi iyileştirilebilir. Duvar halılarında mikro bitkiler ekilebilir, kendini besleyen yuvalar yolda.</p>
<h2><strong>EŞİKLER GEÇİLDİ</strong></h2>
<p>Uzmanlara göre insan uygarlığının temeli; 11 bin yıl önce atılan tarım medeniyeti kaynaklı. Son araştırmalar tarihin en keyifli günlerini yaşamamızı sağlayan tahmin edilebilir, “artı- 1 1 derecelik ısı değişiminin” sonunu getiren 9 eşik belirledi. Tüm eşiklerin sınırındayız. Sadece ozon tabakasında olumlu bir iyileşme var.</p>
<p>Tarım modelimiz ticaret altyapımız 11 bin yıllık miadı doldu. Gezegeni, iklimi, insan türünü suçlamadan, infiale sürüklemeden, iyileşmek. Gezegenin biraz sancılı olduğu, hastalığında insan türünün etkisinin olduğu aşikâr. Her durumda iklime kafa tutmak yerine yeni iklim koşullarıyla uyum halinde tarım sistemi inşa etmek sürdürülebilir tek çözüm gibi. Dinazorların yok olmasına neden olan meteor çarpması olmasaydı insan türü var olamazdı. Son buzul çağı yaşanmasaydı iklim 11 bin yıllık elverişli hale gelemezdi. Gezegenin haletiruhiyesini iklim değişikliği öncesi duruma dönüştürmek için; “Paris İklim Antlaşması, ısıyı gelecek 50 yılda 2 derece ile sınırlı tutmak” türünden gayeler iyi niyetli olsa da biliyoruz ki gerçekçi değil.</p>
<p>Binlerce yıllık olumlu hava şartlarının en büyük hediyesi köklü bir bilim inşa etmek oldu. Neden elimizdeki bilim altyapısıyla “fazladan 2 derece sıcaklık, zamansız yağmurlar, fırtınalar ile” yaşamı mümkün kılan yeni bir tarım modeli inşa etmeyelim.</p>
<p>Yağmurlu ülkeler tarım yapmıyor mu, çöl toprakların da besin yetişmiyor mu, sadece mantarlarla beslenen halkların olduğunu bilmiyor muyuz? Tüm bu kadim bilgileri, yaşamı iyileştirmek için kullanan biyoteknoloji gibi onarıcı felsefelerle tanışmanın, onları desteklemenin zamanı çoktan geldi. “Öleceğiz pazarında tezgah açmanın kimseye fayda etmediği, bu tarz farkındalık çalışmalarının insanlarda iklim duyarlılığı yaratmadığı çok açık.”</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-1/">YAŞAMI ONARAN TARIM &#8211; 1 &#8211;</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mineatamanbread.com/yasami-onaran-tarim-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Antroposen Tarım Devrimi Çok Yıllık Bitkiler</title>
		<link>https://mineatamanbread.com/antroposen-tarim-devrimi-cok-yillik-bitkiler/</link>
					<comments>https://mineatamanbread.com/antroposen-tarim-devrimi-cok-yillik-bitkiler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mine Ataman]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jun 2023 10:54:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[antroposen]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[köylü]]></category>
		<category><![CDATA[mine ataman]]></category>
		<category><![CDATA[mine ataman bread]]></category>
		<category><![CDATA[tahıl]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[tarım devrimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mineatamanbread.com/?p=2034</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antroposen tarım devriminin tat bekçileri yenilikçi, sürdürülebilirliği destekleyen bitki türlerini tatmak için bekliyorlar. Bireysel olarak bize düşen yeni tat ve deneyimlere şans vermek, beslenme kültürümüze dâhil etmek. Yeni tarım devriminde amaç, tüm tahılların çok yıllık çeşitlerini geliştirerek tarımda köklü bir devrim yapmak. İnsan türü eğer bu yeni tarım paradigmasını sahiplenir, beslenme kültüründe köklü değişimi kabul edersek [&#8230;]</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/antroposen-tarim-devrimi-cok-yillik-bitkiler/">Antroposen Tarım Devrimi Çok Yıllık Bitkiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><em><strong>Antroposen tarım devriminin tat bekçileri yenilikçi, sürdürülebilirliği destekleyen bitki türlerini tatmak için bekliyorlar. Bireysel olarak bize düşen yeni tat ve deneyimlere şans vermek, beslenme kültürümüze dâhil etmek. Yeni tarım devriminde amaç, tüm tahılların çok yıllık çeşitlerini geliştirerek tarımda köklü bir devrim yapmak. İnsan türü eğer bu yeni tarım paradigmasını sahiplenir, beslenme kültüründe köklü değişimi kabul edersek gelecek bolluk getirecek, yoksa geçmişin tarım sistemi geleceğin neşesinden çalabilir bilmekte fayda var.</strong></em></h3>
<p>12 bin yıllık tarım devriminin merkezindeki tahıllar ve üretim modeli istemeden de olsa çevresel bozulmalara neden olunca çok yıllık onarıcı bitkilere olan ilgi arttı. Tüketim çılgınlığı tarımsal faaliyetlerin ekolojik işlevselliğini ortadan kaldırırken sürdürülebilir tarım için; “çok yıllık bitkilerin onarıcı tarım felsefesi” herkes için yeteri kadar gıda üretme hedefini gündeme getiriyor.</p>
<h2><strong>KÖLÜ AİLELER, KÖLÜ AĞAÇLAR, KÖKLÜ TAHILLAR</strong></h2>
<p>Gezegen dostu biyoteknolojiden sonra, çok yıllık bitkilerin tarıma etkisi devrim niteliğinde. Bilim, sanat binlerce yıldır evrenin işleyişini, canlıların yaşam döngüsünü gözlemleyip, taklit ederek sahip olduğumuz uygarlığı yarattı. Bilim şimdilerde gezegenin sürdürülebilir çevre dostu deviniminden ilham alarak “köklendikçe güçlenen, çok yıllık bitkilerden oluşan” sistemler tasarlamaya çalışıyor. “Köklü aileler, köklü ağaçlar gibi köklü çok yıllık bitkiler” gezegenin kaynaklarını etkin koruma ve sağlık faydası açısından devrim niteliğinde bir gıda sisteminin başlangıcı. “Çok yıllık bitkilerin yaşam felsefesi” tarımda eşi benzeri görülmemiş bir devrimin habercisi olabilir. Yeşil devrimden sonra “çok yıllık köklü tarım devrimi.”</p>
<h2><strong>ÇOK YILLIK BİTKİLER GEZEGEN DOSTU</strong></h2>
<p>İki yıldan fazla ömre sahip olan ve yeniden ekilmeye ihtiyaç duymadan her yıl ürün veren bitkiler; toprağı onaranlar, karbonu tutanlar, suyu idareli kullananlar her birinin farklı bir avantajı var. Darı, sorgum, kral otu, kenevir, çok yıllık buğday. Çok yıllık bitkilerin her yıl dikilmeye gerek kalmamasından kaynaklı gübre kullanımı azalıyor. Çok yıllıklar, hava dalgalanmaları ve haşerelere karşı daha az duyarlı olduklarından istikrarlı verim sağlanıyor. Küresel olarak ve özellikle de tropikal, subtropikal ve kurak bölgelerde kötüye giden tarımsal üretim dünya genelinde gıda bulunurluğunu tehlikeye sokmakta. Çok yıllık bitkiler tüm dünyada gıda güvencesine hizmet ederken yoksullukla mücadelenin de anahtarı olabilir. Çok yıllık bitkilerin gezegeni onarma hedefi Birleşmiş Milletler ’in; sıfır açlık, toplumsal cinsiyet eşitliği, su kaynakları, iklim eylemi gibi Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinden de bazılarını desteklemekte.</p>
<h2><strong>ÇOK YILLIK BUĞDAY İLE TARIMDA DEVRİM</strong></h2>
<p>Dikey tarım ile buğday üretiminden sonra, dünya şimdi de dünyada bir ilk olan “çok yıllık buğday” bitkisine yönelik, insan beslenmesinde kullanılmak üzere yapılan çalışmaları konuşuluyor. Çok yıllık tarımsal ürünler geleneksel tarım sisteminin iklim felaketiyle mücadele edemediği birçok zorluğunun üstesinden gelme potansiyeline sahip. Prof. Dr. Hamit Köksel gibi öncü bilim insanlarının çalışmaları sayesinde “çok yıllık, köklü bir tarım devriminin” önü açılabilir.</p>
<p>Lund Üniversitesi Sürdürülebilirlik Çalışmaları Merkezi Profesörü Lennart Olsson’da “Tarımda Sürdürülebilir Bir Gelecek Var mı” çalışmasıyla “çok yıllık ürünlere dayalı bir tarıma geçiş için fırsat ve engelleri” araştırıyor. Araştırmayı yürüten ekip 5 yıl boyunca; hâlihazırda var olan tarım ekonomisi politikalarının analizini ve çok yıllık bitkilerin tarıma kazandıracaklarını ortaya koyacaklar. Akdeniz’den kutuplara kadar Sova yani buğday çimi yetiştirmeyi test edecekler.  Çalışma çok yıllık bitkilerin tarım ekosistemiyle tanışmasını formülüze edecek. Avrupa Araştırma Komisyonu ERC’nin prestijli ödülüne layık görülen Olsson’dan sonra Türkiye’de umarız uzak görüşlülüğü için Köksel’i ödüllendirir.</p>
<h2><strong>TAHIL ÜRETİMİNDE KÖKLÜ BİR DEĞİŞİM</strong></h2>
<p>Tahıllar tarımın yüzde 70’ini oluşturuyor. Tahıl üretiminde köklü bir değişim kapıda. “Ekstraktif” bir yıllık üretim modelinden çok yıllık modele geçiş, gerçekten de yenilenebilir bir gıda sistemi için mükemmel bir çözüm olabilir. Yıllık tarımsal ürünlerin yetiştirilmesine dayalı geleneksel tarım sistemi; pestisit kaynaklı sorunlar, arazi erozyonu, toprak besininin azalması gibi pek çok soruna yol açmakta. Sera gazı emisyonlarının yüzde 70’i azotlu gübrelerden kaynaklı.</p>
<h2><strong>DÜNYADA BİR İLK BUĞDAY ÇİMİNDEN EKMEK</strong></h2>
<p>Çok yıllık buğday bitkisinden dünyada sadece iki çeşit var. Amerika’da Kernza, Rusya’da Sova çeşidi. Prof. Dr. Hamit Köksel çok yıllık buğdayın sürdürülebilirliğe katkısı ve protein değerinin yüksekliğini kullanarak insan beslenmesinde de kullanılabileceğini düşünüp, uluslararası bir proje başlatıyor. Çalışma dünyada bir ilk olma niteliği taşıyor. Çok yıllık buğday şu anda sadece hayvan yemi olarak değerlendiriliyor, insan beslenmesinde kullanımı konusunda bilimsel çalışmalar oldukça sınırlı.</p>
<p>ABD’de insan gıdası olarak kullanımına yönelik çeşitli inovatif yaklaşımlar mevcut. Yıllık üretimi 1 milyon tonun altında. Profesör Köksel’in hedefi, çok yıllık buğday üzerinde çalışarak Türkiye’ye adapte edilmesini sağlamak ve marjinal alanlarda protein değeri yüksek kıymetli bir buğday üretebilmek, açlığa çözüm bulmak.</p>
<p>Dünyada adı buğday çimi olarak geçen “<em>Thinopyrum intermedium</em><span style="text-decoration: line-through;">,</span>” bitkisi üzerinde fırıncılık ürünlerinde yenilikçi bir hammadde olarak çalışılıyor. Uluslararası Hububat Bilimi ve Teknolojisi Birliği (ICC, International Association for Cereal Science and Technology) Akdemisi Başkanlığı’nı da yürüten Prof. Dr. Hamit Köksel uluslararası alanda pek çok araştırma yürütüyor. Bunlardan biri de tüm dünyada tarımda devrim yaratacak nitelikte olan “çok yıllık buğday” bitkisi üzerine yapılan çalışma. Dr. Buket Çetiner, Prof. Dr. Vladimir P. Shamanin, Dr. Filiz Köksel ve birçok bilim insanları tarafından yürütülen çalışma, Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü, Omsk Devlet Üniversitesi, İstinye Üniversitesi, Manitoba Üniversitesi gibi pek çok araştırma kuruluşu ve üniversitenin ortaklığında yürütülüyor. Yapılan çalışmada, <em>Thinopyrum intermedium</em> çeşidi olan Sova çok yıllık buğdayının ekmek yapımında yeni bir bileşen olarak kullanılma potansiyelini araştırmak amacıyla buğday unu %15, %30, %45 ve %60 oranlarında Sova unu ile ikame edilerek üretilen ekmeklerin özellikleri inceleniyor.</p>
<h2><strong>AÇLIĞI BUĞDAY ÇİMİ ÇÖZECEK</strong></h2>
<p>Çok yıllık buğday, her anlamda devrim niteliğinde. İklim değişimi kaynaklı tarımsal faaliyetlerde ortaya çıkan kuraklık ve diğer hava olaylarına karşı da hemcinslerine göre oldukça dayanıklı. Üstelik insan sağlığı için de olağanüstü özellikler taşıyor, açlığın, kıtlığın çözümü çok yıllıklar.</p>
<p>Dr. Buket Çetiner, TAGEM’e bağlı Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü’nde gıda mühendisi ve araştırmacı olarak görev yapıyor. Ülkemizin en köklü tarımsal araştırma kuruluşlarından olan bu Enstitü, benzer projelerle Türk tarımını ileriye götürecek, Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaştıracak araştırmalara ev sahipliği yapıyor.</p>
<p>Fırıncılık uygulamalarında gelecek vadeden yeni bir bileşen olarak araştırılmaya başlanan Rus çok yıllık buğday çeşidi Sova’nın potansiyelini araştırmak için çalışan uluslararası ekip; Sova ile yapılacak ekmeğin ve diğer fırıncılık ürünlerinin kalitesini, glüten / kül oranını, bayatlama özelliklerini ve diğer pek çok özelliğini araştırıyor.</p>
<p>Çok yıllık buğday çeşidi Sova’nın besin değeri yüksek ve insan sağlığı için faydalı bileşenler açısından oldukça zengin. Aynı zamanda yeni ve sürdürülebilir bir tahıl olarak hububat ürünleri için umut vaat eden yeni bir bileşen potansiyeline sahip.</p>
<h2><strong>ÇOK YILLIKLAR ÇOK AVANATAJLI</strong></h2>
<p>ABD’deki adı Kernza Rusya’da Sova olan buğday çeşidi, yıllık buğdaylara kıyasla toprakta daha fazla karbon tutuyor, enerji ve ekonomik maliyetleri düşürüyor. Mucize, buğdayın köklerinden kaynaklanıyor. Çok yıllık bitkilerin yıl boyunca toprakta kalması, su ve besinleri tutabilen kapsamlı kök sistemleri ile sağlanıyor. Ortalama 6 yıl boyunca aynı kökten sürüm vererek kökleri 3 ile 5 metre derine inebiliyor. Köklerinin derine inmesi sayesinde bitki yüzey suyunu hemen hemen hiç kullanmıyor, derinlerdeki suyu kullanıyor. Protein değeri yüzde 17 ile 20 arasında. Diyet lif içeriği oldukça yüksek.</p>
<h2><strong>ÇOK YILLIK BUĞDAYLAR ÇOK SAĞLIKLI</strong></h2>
<p>Kernza iyi bir protein kaynağı olma yanında kalsiyum içeriği açısından diğer buğdaya göre 4,8 kat, demir içeriği açısından ise iki kat daha yüksek. Yüksek moleküler ağırlıklı glüten eksikliği nedeniyle kabarma gerektirmeyene bisküvi gibi fırıncılık ürünlerinin kullanımında öneriliyor. Yüksek yağ içeriği, yüksek antioksidan düzeyi potansiyelini artırıyor.</p>
<p>ABD’de yapılan bir araştırmaya göre çok yıllık buğday çeşidi Kernza diğerlerine göre ikinci yıldan itibaren protein değerini yüzde 2 artıyor. Kernza çeşidi tohumlarının küçüklüğü nedeniyle diğer buğdaylara kıyasla daha az nişasta içermekte ve düşük glisemik indekse sahip unlu mamuller üretimi için sert kırmızı buğday ile paçal yapılması öneriliyor. ABD’de kernza çok yıllık buğdayının verimi dönüm başına 370 kg olarak açıklanmakta, diğer türlere göre verimi düşük olsa da protein değeri, toprağı onarması, suyu idareli kullanması ve sağlık kaynağı olması nedeniyle onu insan sağlığı için güçlü bir alternatife dönüştürüyor.</p>
<h2><strong>ÇOK YILLIK BUĞDAYDAN İNOVATİF ÜRÜNLER</strong></h2>
<p>Cascadian Çiftliği tarafından iklim açısından faydalı gıdalar kategorisinde çok yıllık buğdaydan yapılan Honey Toasted gevreği sınırlı sayıda, sadece 6 bin kutu üretildi. Geliri çok yıllık kernza bitkisinin ıslahı için çalışan Land Institute vakfına aktarılıyor. Casadian Farm kernzayı yaygınlaştırmak için çiftçiler arasında eğitici çalışmalar, farkındalık programları yapıyor. 2023’ü Darı yılı ilan eden Fao’dan da 2024’ü “Çok Yıllık Bitkiler Yılı” ilan etmesi yönünde.</p>
<h2><strong>BUĞDAY ÇİMİNDEN KRAKER</strong></h2>
<p>Kernza çok yıllık buğday çeşidi hayvan yemi olarak ekilen bir türken, Land Institute tarafından insan gıdasında kullanılmak üzere markalandı.  ABD’de son yıllarda çok yıllık buğday çeşidi kernzanın ekim alanı genişliyor. 300 hektar olan ekim alanını yükseltmek için; optimum yetiştirme uygulamaları, yem besin izleme değerlendirmeleri ve tohum geliştirme çalışmaları devam ediyor. ABD’de çok yıllık buğday çeşidi kernza ile kraker, atıştırmalık gibi ürünler çalışılıyor, tadı fındığımsı olan kernzanın farklı ürün çeşitlerini Mills şirketi satışa sundu.</p>
<p>Patagonia Provisions şirketi de çok yıllık buğdaydan dünyanın ilk Long Root Pale Ale birasını üretti. Amacı iklim değişikliğiyle mücadele etmek olan bira oldukça ilgi gördü. Şirket bira reklamlarıyla, çok yıllık bitkileri tarımda ana akım üretim sistemine dönüştürmek için çalışıyor.</p>
<h2><strong>BUĞDAY ÇİMİNDEN KREP</strong></h2>
<p>İklim felaketine sürdürülebilir gıda çeşitleriyle çözüm bulma konusunda çalışmalar yürüten Land Institute araştırma şirketi 50 yıldır yenileyici tarımın küresel sözcüsü gibi çalışıyor. Biyoteknoloji gibi onların da amacı tarımın olumsuz etkilerini azaltmak için doğal sistemleri taklit eden bir tarım sistemi yaratmak. Birch Wood kafe zinciri kernza unundan yapılmış krep ve tortillalarıyla gezegene dost tatlar yaratıyor.</p>
<p>Endüstriyel tarım şu anda gezegenin suyunun yüzde 70’ini tüketiyor, buğday her yıl milyonlarca galon su kullanıyor. Toprağı erozyona karşı savunmasız bırakıyor, bitki besinleri toprakta kaybolup gidiyor. Bilim evrenin her bir gram kaynağını kullanmaya odaklanmış durumda. Regrained şirketi tahıl atıklarından granola yapıyor, Alaskan Brewing Co bira fabrikasından kalan atıklardan fırıncılık ürünü yapmak için yeni bir fırın kurdu.</p>
<h2><strong>ÇOK YILLIKLAR TOPRAĞI ONARIYOR</strong></h2>
<p>Çok yıllık bitkiler uzun bir büyüme periyoduna sahip olduğundan toprak daha uzun süre bitki örtüsü ile kaplanıyor, topraktaki besin kayıpları da minimuma iniyor. Kernza ve Sova çok yıllık buğday çeşitleri diğerlerine göre daha az gübreye ihtiyaç duyarken toprağı koruyup biyoçeşitliliğe katkı sunuyor. Çok yıllık buğdaylar yılda, hektar başına 590 ton karbon tutuyor. Aynı araştırmaya göre kernza gibi çok yıllık buğday çeşitleri mısırın içerdiği toprak mikrobiyatasına kıyasla mikrobiyolojik etkinliği artırıyor. Çok yıllık mahsuller, potansiyel olarak iklim değişikliğine karşı daha dayanıklı, onlar çevre dostu yeni bir tarım çağının kapılarını açabilir.</p>
<h2><strong>YENİ TARIM DEVRİMİ ÇOK YILLIKLARDAN</strong></h2>
<p>Darı, sorgum, kral otu, kenevir, çok yıllık buğday hepsinin ortak noktası antroposen tat devriminin bir parçası olmak istemeleri ve sürdürülebilirliğe katkı sunmaları. Çok yıllık bitki türleri, kernza ve sova her biri fonksiyonel gıdalar ve birbirinden farklı endüstriler için olağanüstü fırsatlar barındırıyorlar. Onlar antroposen tarım devriminin sürdürülebilirlik elçileri. 12 bin yıl önce buğday ile kurulmaya başlayan uygarlık, iklim felaketiyle birlikte içinde bulunduğu krizden çok yıllık bitki çeşitleriyle çıkabilir. Yeni uygarlık çok yıllık bitkilerle inşa edilebilir.</p>
<h2><strong>Çok Yıllıklar Avantaj Dolu</strong></h2>
<p>Yıllık toprak işleme topraktaki mikroorganizmaları azaltırken, çok yıllıklarda ortalama 7 yılda bir toprak hazırlığı modeli toprağı koruyup ve onarıyor. Toprak erozyonunu ve besin kaybını önlüyor, kökleri uzun olduğu için derindeki suyu kullanıyor. Çin’de geliştirilen çok yıllık pirinç 2018’de ekilmeye başlandı Sustainability dergisinde yayınlanan makaleye göre sonuçlar gayet başarılı. Silphium Integrifolium bitkisinden ayçiçeği ve soyanın yerini alabilecek çok yıllık çeşitler geliştiriyor.</p>
<p>Sürdürülebilir gıda sistemleri için çok yıllık buğday çeşitleri diğer buğday çeşitlerine bir alternatif elbette değil. Amaç uzun vadede tek yıllık bitki üretim felsefesi yerine çok yıllık üretim modelini yerleştirmek ve bu sayede gezegene dost tarımsal üretim faaliyetlerini sürdürülebilir kılmak.</p>
<h2><strong>ÇOK YILLIKLARA BİR ŞANS</strong></h2>
<p>Antroposen tarım devriminin tat bekçileri yenilikçi, sürdürülebilirliği destekleyen bitki türlerini tatmak için bekliyorlar. Bireysel olarak bize düşen yeni tat ve deneyimlere şans vermek, beslenme kültürümüze dâhil etmek.</p>
<p>Yeni tarım devriminde amaç, tüm tahılların çok yıllık çeşitlerini geliştirerek tarımda köklü bir devrim yapmak. İnsan türü eğer bu yeni tarım paradigmasını sahiplenir, beslenme kültüründe köklü değişimi kabul edersek gelecek bolluk getirecek, yoksa geçmişin tarım sistemi geleceğin neşesinden çalabilir bilmekte fayda var.</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/antroposen-tarim-devrimi-cok-yillik-bitkiler/">Antroposen Tarım Devrimi Çok Yıllık Bitkiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mineatamanbread.com/antroposen-tarim-devrimi-cok-yillik-bitkiler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyanın İlk Arı Aşısı Yapıldı</title>
		<link>https://mineatamanbread.com/dunyanin-ilk-ari-asisi-yapildi/</link>
					<comments>https://mineatamanbread.com/dunyanin-ilk-ari-asisi-yapildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mine Ataman]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Apr 2023 05:27:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[arı]]></category>
		<category><![CDATA[arı aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[mine ataman]]></category>
		<category><![CDATA[mineatamanbread]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[tarım ekonomisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mineatamanbread.com/?p=2030</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kuraklık, çiçeklerin azalması, parazitler, böcek ilaçlar, iklim değişikliği kaynaklı arı kolonileri yok oluyor. ABD’de son günlerde yaşanan durum o kadar kötü ki hükümet enfekte kovanların ve ekipmanların yakılıp ve gömülmesini şart koşuyor. ARI AŞISI ONAYLANDI  ABD Tarım Bakanlığı, böcekler için ilk aşı olan bal arısı aşısına onay vererek pek çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Arılar [&#8230;]</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/dunyanin-ilk-ari-asisi-yapildi/">Dünyanın İlk Arı Aşısı Yapıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 style="font-weight: 400;"><em><strong>Kuraklık, çiçeklerin azalması, parazitler, böcek ilaçlar, iklim değişikliği kaynaklı arı kolonileri yok oluyor. ABD’de son günlerde yaşanan durum o kadar kötü ki hükümet enfekte kovanların ve ekipmanların yakılıp ve gömülmesini şart koşuyor.</strong></em></h3>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>ARI AŞISI ONAYLANDI </strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">ABD Tarım Bakanlığı, böcekler için ilk aşı olan bal arısı aşısına onay vererek pek çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Arılar tüm dünyadaki bitkisel üretimin yüzde 80’den fazlasını gerçekleştiriyor. Dünya üzerinde on binlerce farklı bitki türünü tozlayan iki yüz binden fazla hayvan türü içerisinde arıların değeri paha biçilemez. 600 milyar dolara ulaşan dünya gıda endüstrisinin en önemli paydaşı arılar. Bal arılarının tozlaşmaya etkileri 20 milyar doların üzerinde. Arı popülasyonundaki  kayıp 40’a yakın bitkisel türde mahsul kaybı anlamına geliyor. Badem, yana mersini, kabak, karpuz arılar sayesinde çoğalıyor, çiçek açıyor, meyve veriyor.  Bal arıların sağladığı tozlaşmanın küçük bir yan ürünü. Balmumu polen çeşitli kremlerin hammaddesi.  Propolis müzik aletlerinin cilası, dış macunu, gargara gibi onlarca ürün yapılıyor. Yerli yabani arıların tarıma katkıların 5 milyar dolardan fazla. Yabani ve bal arıları turunçgilleri işbirliği halinde tozlaştırır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>ARILAR TARIMIN TEMELİ </strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Arılar gibi tozlaşmaya katkı sağlayan tatarcıkların ekonomik değeri 6 milyar dolara yakın. Dünyanın en yaygın ve ticari olarak en değerli kokusu kakao bitkisinin tozlayıcısı olarak bilinmekte. 100 milyar doları aşan değeriyle dünyanın en büyük endüstrilerinden çikolata  pazarı toplu iğne başı büyüklüğündeki tatarcık sineğine inanıyor.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>ARILAR YARIM ENDÜSTRİSİNİ GÖNÜLLÜ PAYDAŞLARI </strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Tozlayıcılar tarım endüstrisinin gönüllü paydaşlarıyla gıda arzını elinde bulunduruyor. Tarımsal üretiminde hem mahsul verimini hem de kalitesini artırıyor.  Üstelik doğuştan motivasyonlarıyla asla vazgeçmiyorlar. “Arılar yok olursa insanlığın 4 yıl ömrü kalır” diyen Einstein arıların değerini anlayan ilk fütüristlerden.  Olmadıkları bir ekosistem insanlığın kıyameti olsa gerek. ABD arıların hastalanmasına neden olan hastalıkla mücadele edebilmek için aşı geliştirdi.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>ARILAR TARIM EKONOMİSİNİ BÜYÜTÜYOR</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Tarım ekonomisini büyüten arılar, kaynakların daha efektif kullanılmasını sağlıyor. Son günlerde arı popülasyonunu tehdit eden bakteriyel kuluçka hastalığı “Amerikan yavru çürüklüğü”  ile mücadele için dünyanın ilk arı aşısı ABD’de onaylandı.  Paenibacillus larva bakterisinden kaynaklanan hastalık nedeniyle arılar tehlike altında. Gözle görülmeyen bakterileri yutan arılar 48 saat içinde arıları öldürüyor.  Aşı kraliçe arıya uygulanıyor o da tüm koloniye geçiriyor.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>ARILAR DÜNYAYI KURTARACAK </strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Aşı arılara bir tatlı olarak yediriliyor,  sporları kaynağında imha ederek hastalığı ortadan kaldırıyor. Georgia Üniversitesi Tarım ve Çevre Bilimleri Fakültesi ve Dalan Animal Health Merkezi  ortaklığında üretilen aşının yaratıcısı Entomoloji Profesörü Keith Delaplane “herkül  gibi bakterilerle mücadele edilmezse arılar ölecek, insanlar arıları hayatta tutmanın en kadar zor olduğunu anlamıyorlar” dedi.</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/dunyanin-ilk-ari-asisi-yapildi/">Dünyanın İlk Arı Aşısı Yapıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mineatamanbread.com/dunyanin-ilk-ari-asisi-yapildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Altın Pirinç Sağlık Vadediyor</title>
		<link>https://mineatamanbread.com/altin-pirinc-saglik-vadediyor/</link>
					<comments>https://mineatamanbread.com/altin-pirinc-saglik-vadediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mine Ataman]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Apr 2023 11:25:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[altın pirinç]]></category>
		<category><![CDATA[mine ataman]]></category>
		<category><![CDATA[mineatamanbread]]></category>
		<category><![CDATA[pirinç]]></category>
		<category><![CDATA[uzakdoğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mineatamanbread.com/?p=2026</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzakdoğu ülkeleri fazla pirinç tüketmekten kaynaklı A vitamini eksikliğini gidermek için, Altın Pirinç projesini destekliyor. Genetik olarak güçlendirilmiş altın pirinç beta karoten açısından zengin olup A vitamini eksikliğini gideriyor. 1999 yılında Profsör Ingo Potrykus ve Peter Beyer tarafından geliştirilen pirinç, Rockefeller Vakfı’nın yoksul ülkelerdeki A vitamini eksikliği ile mücadele kapsamında fonlandı, geliştirildi. GDO karşıtı Greenpeace [&#8230;]</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/altin-pirinc-saglik-vadediyor/">Altın Pirinç Sağlık Vadediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Uzakdoğu ülkeleri fazla pirinç tüketmekten kaynaklı A vitamini eksikliğini gidermek için, Altın Pirinç projesini destekliyor. Genetik olarak güçlendirilmiş altın pirinç beta karoten açısından zengin olup A vitamini eksikliğini gideriyor. 1999 yılında Profsör Ingo Potrykus ve Peter Beyer tarafından geliştirilen pirinç, Rockefeller Vakfı’nın yoksul ülkelerdeki A vitamini eksikliği ile mücadele kapsamında fonlandı, geliştirildi.</strong></h3>
<p>GDO karşıtı Greenpeace gibi kuruluşlar altın pirinç projesini durdurmaya çalıştı. Onlar “A vitamini kaynaklı sorunları gidermek için altın pirince gerek olmadığını A vitamini desteği verilebileceğini” iddia ediyorlar. Taraftarları, altın pirincin halk sağlığı için ne denli önemli olduğunu çeşitli lobi faaliyetleriyle halka duyurmaya çalışıyor.</p>
<p>Ülkeler yemek kültürlerine, dini inançlarına uygun beslenme ihtiyaçları için tarımsal üretime yönelik teknoloji geliştirmeye, çözümler üretmeye odaklanmış durumda. Bangladeş, Çin, Endonezya, Hindistan, Filipinler gibi en çok pirinç tüketen ülkelerde 16 pirinç araştırma merkezi çeşit geliştirmeye, yoksulluğa çare bulmaya devam ediyor.</p>
<h2><strong>Altın Pirinç Papa Tarafından Kutsandı</strong></h2>
<p>Altın pirinç projesi 2013 yılında Papa tarafından da kutsanarak 2015 İnsanlık İçin Patent Ödülünü aldı. 2016 yılında Nobel Tıp Ödülü sahibi Sir Richard Roberts başta olmak üzere aralarında Nobel ödüllü bilim insanları da olan 296 bilim insanı Greenpeace’ye bir mektup yolladı. Mektupta; “Greenpeace’nin tarımdaki yeniliklere, biyoteknolojiye olan bakış açısını yeniden değerlendirmesi gerektiğini, muhtemelen yanlış bir bilgilendirme kaynaklı biyoteknolojiye karşı bir önyargının söz konusu olduğunu anlatarak, GDO’nun olası risklerini paylaştılar. Altın pirincin gelişmekte olan çocukların sağlığına faydalarını anlatıp aynı zamanda biyoteknolojinin de genel olarak avantajlarını” ifade ettiler.</p>
<p>Elbette mektubun yayınlanmasını takiben çeşitli kurumlar altın pirinç projesine saldırmaya devam etti. Journal Of Agriculture and Human Values Dergisi mektup için “Yeşil Devrim ve Yadigârı Tohumlar” başlıklı yazısında altın pirinç ile ilgili onlarca soruya cevap aradı.</p>
<h2><strong>Genç Yanıklığa Dayanıklı Patatesler İle Bangladeş Yoksulluğuna Çözüm</strong></h2>
<p>Biyoteknolojinin başka bir ürünü Bangladeş’e refah getirmesi planlanan genç yanıklığa dayanıklı LBR patatesler. ABD Ulusal Kalkınma ajansı tarafından finanse dilen proje Michigan Eyalet Üniversitesi, Bangladeş Tarımsal araştırma Enstitüsü ve Endonezya Biyoteknoloji Merkezi Genetik Kaynaklar Araştırma ve Geliştirme Merkezi tarafından yürütülüyor. Bangladeş yılda 1,5 milyona yakın patates üretiyor. Zararlıların verime etkisi yüzde 57’den yüksek. Kaynakların sınırlı olduğu gezegende verimsizlik kabul edilebilir olmaktan çıkmış durumda. Patates yetiştirirken ortaya çıkan mantarlar her üretimde en az 20 kez ilaçlama gerektiriyor. Yeni geliştirilen patates çeşidi fungusit uygulamaları yüzde 90 düşürmeyi hedefliyor.</p>
<h2><strong>Gezegen Dost Biyoteknoloji</strong></h2>
<p>GDO ve genetik çalışan biyoteknoloji şirketleri tartışma konusu olmaya devam ediyor. Sivil toplum Kuruluşları GDO’nun insan sağlığı için zararlarını anlatırken bir tarafta milyonlarca insan gıdaya erişememekten yaşamını kaybediyor. Küresel miktarda mikrobesin yetersiz beslenme sorununu ortadan kaldırabilir. Tartışmalar devam ederken biyoteknoloji de kendi argümanlarıyla etik yöntemlerini anlatmaya devam ediyor. Biyoteknoloji verimliliği artırırken, iklim felaketi kaynaklı istilacı ve zararlı sorunlarıyla organik yöntemlerle mücadele ediyor, sürdürülebilirliğe katkı sunuyor. Gezegenin kaynaklarını daha az kullanmayı düstur edinmiş biyoteknoloji doğaya ait orman, bataklık, çayır, bozkır, step gibi kaynakların daha az kullanımını sağlayarak biyoçeşitliliğin artmasına da katkı sunuyor. Daha az üretim daha az karbon salınımı demek. Her durumda biyoteknoloji hem gezegeni hem de insan türünü korumaya oldukça hevesli görünüyor.</p>
<h2><strong>GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ BUĞDAY ÇEŞİDİ HB4 ÜRETİMİNE ONAY</strong></h2>
<p>Endonezya “insan tüketimi için genetiği değiştirilmiş buğday” çeşidinin üretilmesine onay verdi. Söz konusu haber tarım ve beslenmenin geleceği için devrim niteliğinde. Denize düşen yılana sarılırcasına yoksul ve gelişmekteki ülkeler önceliğini sağlıklı beslenmeden öte karın doyurmaya veriyor. Gelişmiş ülkelerde çevre dostu üretim, sürdürülebilirliğe ilgi artsa da, Covit 19, Ukrayna Rusya savaşı, iklim felaketi onlar için de beslenme sorununu ortaya koyuyor. Kaynaklar tükeniyor insan türünün beslenmesi için köklü çözümler üretmek gerekiyor. Organik tarım, iyi tarım uygulamaları mutlu bir azınlık için saadet vadetse de gezegenin ve insan türünün geleceği için yeterli değil.</p>
<p>GDO ürün, genetik çalışmalar etik bir problem olarak tartışılmaya devam etse de ülkeler GDO ürünleri onaylamaya başlıyor. Endonezya Tarım Bakanı Dr. Syahrul Yasin Limpo kendi kendine yeterlilik ve yoksullukla mücadele için GDO ürün gerekliliğini savunuyor. Dünyanın en önemli tarım şirketlerinden Syngenta AG ve Monsanto yoksul ülkelerde GDO lobisi yapıyor. GDO buğday Arjantin’in önemli biyoteknoloji firması Bioceres Solutions Corp tarafından üretildi. Kuraklığa karşı dirençli, verimli HB4 buğday çeşidi insan türünün kurtarıcısı olabilir.</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/altin-pirinc-saglik-vadediyor/">Altın Pirinç Sağlık Vadediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mineatamanbread.com/altin-pirinc-saglik-vadediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİLİM ORDUSU CEPHEDE YALNIZ, UMUTSUZ</title>
		<link>https://mineatamanbread.com/bilim-ordusu-cephede-yalniz-umutsuz/</link>
					<comments>https://mineatamanbread.com/bilim-ordusu-cephede-yalniz-umutsuz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mine Ataman]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Mar 2023 06:32:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[liyakat]]></category>
		<category><![CDATA[mineataman]]></category>
		<category><![CDATA[mineatamanbread]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mineatamanbread.com/?p=2022</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık. Hem inanç devriydi, hem de kuşku. Aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana – sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin iyi ya da [&#8230;]</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/bilim-ordusu-cephede-yalniz-umutsuz/">BİLİM ORDUSU CEPHEDE YALNIZ, UMUTSUZ</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık. Hem inanç devriydi, hem de kuşku. Aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana – sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin iyi ya da kötü fark etmez, sadece “daha” sözcüğünü kullanarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğinin iddia ederdi.”</strong></h3>
<h2>ÖLDÜRENLER ARTIK ÖLDÜRÜLMEKTE</h2>
<p>Charles Dickens’ın Fransız İhtilalini anlattığı “İki Şehrin Hikâyesi” romanının girişiydi bu cümleler. Nutkumuz tutulmuş benzerlikleri temaşa ediyoruz yedi kat yerin dibine girerken.  İhtilal öncesi acı çeken, sömürülen Fransız halkının bu travma ile ihtilal sonrasında hukuksuz bir şekilde kendilerine yıllarca kötülük yapmış aristokrat ve asillere yaptığı eziyetlerin karakteri halkın aslında ne kadar “ilkel ve evrimleşmemiş bir toplum olduğunu” gösteriyordu. Öldürenler artık öldürülmekteydi. Deprem sonrası &#8220;ibreti âlem olsun” diye işkence ettiklerimiz “bir arpa boyu yol alamadığımızın” en büyük kanıtı. Medeniyet yolculuğumuz üç beş çaputtan ibaret, ruhumuz hala paçavra.</p>
<h2>50 BİN KAYBI TARİHE KİM NOT DÜŞECEK</h2>
<p>İhtilaller, felaketler, savaşlar toplumsal köklü değişimleri, devrimleri beraberinde getirebiliyor. Japonlar, Almanlar her biri savaşın yaralarını sarıp bilime sığındılar. Köklü uygarlıklarını adaletle korurken, teknolojiyle refahlarını inşa ettiler. 50 bine varan yaşamı Türk tarihine ne diye not edeceğiz. “Oğlum Orhan adil ol adaletli ol” diyen atalarımızın sözünü tutmamış olmaktan gelen derin bir liyakatsizlik acısıyla depremin üzerine yeni mutluluklar inşa edebilir miyiz?</p>
<h2>TÜRKİYE YÜZYILI DEPREMLE SARSILDI</h2>
<p>Türkiye Yüzyılı depremle sarsıldı, liyakatsizlik harcı, gelecek güvencesini sendeletiyor. Muasır medeniyet hedefimizde köklü sapmalar var. Jeopolitik zorluklar, iklim değişikliği, ikiyüzlü insan türü ülkelerin ayaklarına dolanıyor. Herkes başkasının hayaline dadanmış durumda. Daha güzel bir geleceğin hayal edildiği devrimler, savaşlar, zulümler pirüpak bir gelecekten çok kaosa sürüklüyor insanlığı.</p>
<h2>BİLİM ORDUSU KAN KAYBEDİYOR</h2>
<p>Benzer “akıl tutulmasının” yaşandığı zamanlardan geçiyoruz. Elimiz belimizde, “akılsız başın cezasını ayaklar çeker” atasözünü tekrarlayıp duruyorum. Atatürk’ün; “toplumu gerçek amacına ulaştırmak için iki orduya gerek vardır. Biriz vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri ulusun geleceğini yoğuran bilim ordusudur. Orduların her ikisi de kıymetli ve hayatidir. Şunu söyleyeyim ki, bilim ordusu, ölen ve öldüren birinci orduya, niçin ölüp, niçin öldürdüğünü öğreten ordudur” sözünü hatırlıyorum. Birinci ordu her daim ayakta, peki ya “bilim ordumuz” her geçen gün kan kaybediyor. Bilim ordularımız güçsüzmüş depremin altında kaldık, bilim ordularımız göçüyor 1993 yılında İzmir’de yaşanan depremde okulun altında kalan 8 yaşındaki Nur Güven enkazdan kurtuldu, kalbinin attığı, karnının doyduğu Silikon Vadisi bilim ordusuna katıldı. Bizim ordular cephede yalnız, yoksun, umutsuz.</p>
<h2>AYDIN CEHALETİNDE SIÇRAMA</h2>
<p>Bilim Ordularımız güç kaybedince yerine en çok gördüklerimiz rol model oluyor topluma. Oğuzhan Uğur, Müge Anlı, Master Şefler herkes onlar gibi sosyal medya ünlüsü olmak istiyor. Tıp fakültelerinde kimse okumak istemiyor, eski mühendisler yok, kimse çocuğunun sıradana işler yapmasını istemiyor. Binalar yıkıldığında tek suçlu müteahhit deyip sorumluluğu üzerimizden atmaya çalışıyoruz. Sadece binalar çökmüyor içerisindeki bilim de yavaş yavaş çöküyor. Gerçekler acıtıyor biliyoruz ama kabul etmezsek 20 yıl sonra gidecek doktor, yiyecek ekmek kalmayacak. Z kuşağının özgürlük anlayışına alkış tutuyor onları ne kadar yanlış eğittiğimizi hala kabul etmiyoruz. Çalışmıyoruz, çalışmayı sevmiyoruz, bazılarımız kısa yoldan para kazanmak isterken bazılarının para bile umurunda değil. “İşi bileceksin işe gitmeyeceksin” diyen atasözlerimiz var. Gereksiz zamanlarda patron düşmanı oluyor, isyan etmemiz gerekirken burjuva sever oluyoruz. Her olağanüstü durumda yaraları sarıp sarmalayacağız diyor kira fiyatlarını anında yükseltiyoruz. Bardağın sürekli dolu tarafını görmekten zaaflarımızın üstünü örtüyor gelişmekten alıkoyuluyoruz. En çok çalışmamız, okumamız gereken zamanda tembellik hakkımızı kullanıyoruz.</p>
<h2>İKİYÜZLÜ MOTİVASYON</h2>
<p>Endişe yüklü, kaygı ve korku doluyuz. Zorluklarımızla yüzleşmiyoruz, zayıf yönlerimizi güçlendiremiyoruz. Yardım kampanyalarında yüksek doz motivasyonla bağlanıp ev satıp bağış yapacağımızı söylüyor o evi hiç satmıyoruz. Yardım deyince akan sular duruyor, vur deyince öldürüyoruz. Kaynakları iyi kullanalım israf etmeyelim diyenlere cephe alıyor tek atımlık kurşunumuzu daha yolun başında kullanıyor, bekleyen zorlu mücadeleden kopuyoruz. Sadece biz değil tüm dünya derin bir uykuda gerçek sandıkları heyecanlı bir sanrıdan ibaret.</p>
<h2>EN KÖTÜ YIL MI?</h2>
<p>Her şeye rağmen insanlık için en kötü yıl 2023 olabilir mi. Son buzul çağında biyoçeşitliliğin yüzde 70’den fazlası kaybolmuştu. Bundan 12 bin yıl önce dünya nüfusu sadece 10 milyondu. Gezegenin hareketlerine bağımlı yaşayan insan türü medeniyette beklediği hızı yakalayamıyordu. Tarım devrimiyle beraber hızlanan ivme, modern insanın şirazesini kaydırmasıyla beraber zıvanadan çıktı. Her türlü zevk ve tutkuda teknolojiyi sonuna kadar kullanıyorken felaketlerde  “bu kadar büyük bir felaketle başa çıkmamız mümkün değildi” diyenlere teşekkür ediyoruz.</p>
<h2>EN YETENEKLİ TÜR İNSAN</h2>
<p>Gezegenin en yetenekli canlısı insan türü, tam bir hacıyatmaz. En önemli yeteneği “uyum” acıya, öfkeye, kayba, şiddete karşı uyum sağlıyor, unutuyor, affediyor ve her seferinde yeniden başlıyor. Beklenildiği kadar ders alarak devam etmese de asla pes etmiyor. “Ölüyle ölünmüyor” deyip bir çırpıda yaşama tutunuyor, gerek gidenlerin anısına gerekse kalanların hatırına.</p>
<h2>EN KÖTÜ YIL MS 536</h2>
<p>Harvard Profesörü Michael Mc Cormick, “yaşamak için en kötü yılın MS 536 olduğunu” savunuyor. Güneşi engelleyen patlamalar, veba ve yüzyıl sürecek en soğuk yıl ve yıkımın başlangıcı. Gezegen çok fazla kötü yıl yaşadı 1918 İspanyol gribi ve 1. Dünya Savaşı 100 milyondan fazla insan öldü. 1349 kara veba, Avrupa’nın yarısını haritadan sildi. Tüm bunlara rağmen hala en kötüsünü bizden öncekiler gördü.</p>
<p>Main Üniversitesi İklim Değişikliği Enstitüsüs’nden buz bilimci Paul Maywski tarafından İsviçre’deki bir buzul üzerinde yürütülen çalışmanın ortaya koyduğu bilgilere göre, MS 536 yılı başında İzlanda’da meydana gelen volkanik patlama sonucu püsküren kül Avrupa, Orta Doğu ve Asya’nın bazı kısımlarında 18 ay boyunca karanlık getiren bir sese neden oldu. Bizans tarihçisi Procopius “çünkü güneş, ay gibi yıl boyunca ışığını parlak olmadan verdi, güneş her zaman tutulma halindeymiş gibi görünüyordu” şeklinde betimlemişti. Aynı dönemde yaşayan Romalı bir siyasetçi “güneş mavimsi bir renge sahipti, ay parlak değildi ve mevsimler birbirine karışmış gibiydi” diyerek dönemin ağır şartlarını anlatmıştı.</p>
<p>Karanlık dönem beraberinde uzun sürecek bir soğuk dönemi getirdi, yaz sıcaklıkları 2.5 derecenin altına düştü. Tüm ekinler mahvoldu, tüm dünya açlıkla mücadele ederken veba salgınları, Doğu Roma İmparatorluğu nüfusunun yarısının yok olmasına neden oldu. Volkanik patlamalar, veba ve çevre felaketleri nedeniyle uzun yıllar ekonomik gerileme yaşandı.</p>
<h2>AMASYA KITASI ÇOK YAKINDA</h2>
<p>Gezegen en son 200 milyon yıl önce Pangea adlı tek kıtadan oluşmaktaydı. Ayrıldı ve bu günkü kıtalar meydana geldi. Küresel sıcaklık 1.5 ile sınırlandırılsa bile gezegen 200 yıl sonra her şekilde tek kıtaya dönüşecek. Geological Magazine dergisindeki araştırmaya göre birleşme çeşitli şekillerde olabilir. Asya ve Amerika’nın birleşmesinde Amasia (Amasya) tek parçası ortaya çıkacak. Söz konusu öngörülerin çeşitli senaryoları var, gelecek ılıman da olabilir, buzul çağı da.</p>
<p>Süper kıta olduğunda volkanik faaliyetlerden kaynaklı karbondioksit emisyonlarındaki artış gezegenin yaşanılamaz bir yere dönüşmesine neden olacaktır. Süper kıtanın ekvatora yakın olması nedeniyle beyaz kumlu plajları, büyüleyici mercan resifleri ile de olma ihtimali üzerinde duruyorlar. Yeni bir asrı saadet geliyor olabilir.</p>
<p>Ya dünya ılıman olmazsa, buzullarla kaplı bir Amasya, gezegendeki tüm yaşamı yok edebilir, okyanus altı bazı canlı formları hayatta kalabilir milyarlarca yıl önce olduğu gibi. Kıtalar bir araya geldiğinde pek çok tür acımasız bir yaşam savaşına tutuşacak, muhtemelen kitlesel yok oluş gerçekleşecek. Hayatta kalan insan türü evrimleşerek tahmin edemediğimiz çok daha dayanıklı başka bir şeye dönüşebilir. Gelecekte ortaya çıkma ihtimali olan süper zekâ şimdi olduğu gibi kendini yeniden yok edebilir. Ama gelecekte ayakta kalmak için zekâdan daha fazlasına, güçlü bir irade ve rasyonel kararlara ihtiyaç var.</p>
<p><strong>Milyonlarca yıllık insan &#8211; gezegen mücadelesinde sona gelinmek üzere, ruhlarımız paramparça.</strong></p>
<p><strong>Ezcümle gezegene geldik, gördük, yıkıldık…</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/bilim-ordusu-cephede-yalniz-umutsuz/">BİLİM ORDUSU CEPHEDE YALNIZ, UMUTSUZ</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mineatamanbread.com/bilim-ordusu-cephede-yalniz-umutsuz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>RUSYA’NIN AÇLIK OYUNLARI</title>
		<link>https://mineatamanbread.com/rusyanin-aclik-oyunlari/</link>
					<comments>https://mineatamanbread.com/rusyanin-aclik-oyunlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mine Ataman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2022 08:27:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[açlık oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[gıda krizi]]></category>
		<category><![CDATA[mine ataman]]></category>
		<category><![CDATA[mine ataman bread]]></category>
		<category><![CDATA[rusya]]></category>
		<category><![CDATA[tahıl]]></category>
		<category><![CDATA[tahıl koridoru]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mineatamanbread.com/?p=2016</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarım diplomasisi hiç bu kadar net anlaşılmamıştı. Rusya tarım diplomasisini ustalıkla işledi ve kazandı. Şangay Beşlisi, doğunun gazı, tahıl hepsi birlikte zengin Avrupa’yı dize getirdi. Kış boyu soğuktan donacak Avrupa İkinci dünya savaşından sonra olduğu gibi ya çok ciddi önlemler alıp hızlı bir toparlanmaya girecek ya da havlu atacak. Rusya Karadeniz tahıl koridorunun adaletinden memnun [&#8230;]</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/rusyanin-aclik-oyunlari/">RUSYA’NIN AÇLIK OYUNLARI</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Tarım diplomasisi hiç bu kadar net anlaşılmamıştı. Rusya tarım diplomasisini ustalıkla işledi ve kazandı. Şangay Beşlisi, doğunun gazı, tahıl hepsi birlikte zengin Avrupa’yı dize getirdi. Kış boyu soğuktan donacak Avrupa İkinci dünya savaşından sonra olduğu gibi ya çok ciddi önlemler alıp hızlı bir toparlanmaya girecek ya da havlu atacak.</strong></h3>
<p>Rusya Karadeniz tahıl koridorunun adaletinden memnun olmadığını ifade edip ayrıldı. Rusya hala gıda ve gübre ihracatı yapamıyor. Rusya’nın Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Gennady Gatilov “anlaşmanın Rusya tarafında Rus tahıl ve gübre ihracatında hiçbir şey olmadığını görürsek, kusura bakmayın olaya farklı bakmamız gerekecek” diyerek anlaşmanın adil ve eşit olmadığına dikkat çekmişti. Türkiye’nin ikna çalışmalarına rağmen, Rusya antlaşmadan vazgeçti. Rusya devlet Başkanı Vladimir Putin de tahılın yoksul ülkelerden çok zenginlere gittiğini söyleyerek huzursuzluğunu dile getirmişti.</p>
<p>Rusya, savaş gemilerine yapılan saldırılarına misilleme olarak Karadeniz Tahıl Girişimi’ne katılımını askıya aldı. Şimdiye kadar 400 gemi ile 9 milyon ton buğday taşındı.</p>
<h2>RUSYA AÇLIK OYUNLARINI SONLANDIRMALI</h2>
<p>Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba; Rusya’nın saldırıyı “milyonlarca insan için gıda güvenliğini sağlayan tahıl koridorunu” engellemek için “sahte bir bahane” olarak kullandığını söyledi. Rusya; İngilizlerin geçen ay Kuzey Akımı gaz boru hatlarını havaya uçurduğunu da iddia etti. Ukrayna ordusunun şafak öncesi saldırıyı yapmasına da yardım ettiğini” açıkladı.</p>
<p>Rusya’nın Karadeniz tahıl koridorundan ayrılmasıyla buğday fiyatlarında bir miktar yükseliş beklenmekte. Nato sözcüsü Oana Lungescu “Putin gıda silahını kullanmayı bırakmalı” derken BM Genel Sekreteri Guters de, Rusya’nın kararından “derin endişe duyuyorum” açıklamasını yaptı. ABD Başkanı Biden hareketi “tamamen çirkin” olarak yorumladı.</p>
<h2>RUSYA’NIN TAHIL SİLAHI TİCARETİ DEĞİŞTİRİYOR</h2>
<p>Rusya, Ukrayna – Rusya savaşında en çok tahıl silahı kullanıldı. Tahıl silahı Yeşil Devrim’den sonra ilk defa bu denli ses getirdi. Etkisi atom bombasınınkinden daha fazla kişiyi etkiledi. Tüm dünyayı hizaya getirdi. Sadece etkilediği fiziksel alanlarda değil, tüm dünyayı birbirine bağlayan ticaret yollarının da değişmesi için düğmeye basılmasına neden oldu. Enerjinin, tahılın, gübre hammaddesinin geçtiği yollar 21. Yüzyılın yeni ekonomi coğrafyasını ve güç yollarını belirliyor.</p>
<p>Tarım diplomasisi hiç bu kadar net anlaşılmamıştı. Rusya tarım diplomasisini ustalıkla işledi ve kazandı. Şangay Beşlisi, doğunun gazı, tahıl hepsi birlikte zengin Avrupa’yı dize getirdi. Kış boyu soğuktan donacak Avrupa İkinci dünya savaşından sonra olduğu gibi ya çok ciddi önlemler alıp hızlı bir toparlanmaya girecek ya da havlu atacak. İkinci dünya savaşından sonra Japonya ve Almanya teknolojide en hızlı gelişen iki ülke olmuştu. 1900’lü yıllarda patates kıtlığıyla açlığın eşiğinden dönen İngiltere, İrlanda, Hollanda hemen önlem alıp tarım teknolojileri geliştirdiler. Savaş silahları barışta tarımda istilacı türlerin yok edilmesi için kullanıldı. Savaş ve barış kol kola girmiş kardeş gibi yaşamı ve ölümü birlikte büyütüyor.  Hollanda, Fransa ve İtalya verimlilik artırıcı çalışmalarla kırda müreffeh bir hayat tasarladı. Avrupa’nın pek çok köyü bizim şehirlerimizden çok daha konforlu.</p>
<p>Dünyanın en gelişmiş uygarlık ve imparatorlukları tarımla güçlendi, tarımla çöktü. Tarımın değişen yüzünü, yollarını anlamayan çöktü. Kahve ticaretini kaybeden Osmanlı çöktü, yeni limanlar keşfedildiğinde eskiler hayalet şehirlere dönüyor.</p>
<h2>RUSYA YÜZYILI</h2>
<p>“Türkiye Yüzyılı” bize ne getirir bekleyip göreceğiz. Zira gelecek yüzyıla yatırım yapan sadece biz değiliz, Rusya’nın gelecek yüzyılı tarımla şekillendirmeye çalıştığı çok açık. Putin başa gelir gelmez ilk yaptığı tarımda dışa bağımlılığı bitirip boş toprakları tarımla yeşertmek oldu. Sadece ülkeler mi Elon Musk Twitter’ı satın alarak dünyanın pek çok ülkesinden daha zengin bir krallık kurdu. İstese devlet bile satın alabilir. Hep yazıyorum 20 yıl sonra yiyeceğimiz ekmek hapının en büyük üreticisi Bill Gates olacak. Büyükler tarım teknolojilerine, yapay gıdalara yatırım yapıyor. Dünyanın en büyük bilgisayar şirketi IBM kurduğu The Weathar Compny ile tarım endüstrisinin aklı olmaya aday. Biz de eli belinde tarımla “antik tarım romantizmi” yaşıyoruz.</p>
<p>Rusya oyunu çok iyi oynuyor. En büyük partneri biz olsak da içerde mevzu henüz anlaşılabilmiş değil. Türkiye yüzyılı metaverse, blokchain zirvelerinde konuşularak yapılacak sanılıyor. Görüntüde her şey güzel aşağılarda bilim tatilde.</p>
<h2>AVRUPA HAVLU ATTI MI?</h2>
<p>Avrupa yaşadığı yoksunluğu, utancı sineye çekip Rusya’ya diz mi çökecek yoksa küllerinden doğup alternatif enerjilerle geri dönüşü muhteşem mi olacak. Enerji gelecek yüzyılın anahtarı. Ona sahip olan her kapıyı açıyor. Yeni enerji kaynakları için herkes düğmeye başladı nükleer enerjiye göz kırpanlar, fosil yakıtlara dönüş yapanlar, uzaya güneş enerji çiftlikleri kuranlar. Çin ve İngiltere 2 km genişliğinde dünyadan 36 km yukarıya yani yörüngeye güneş enerji çiftlikleri kuruyor. Yeryüzündeki toprakları tarıma, biyoçeşitliliğin güçlenmesine olanak tanımak için rahat bırakıyorlar. Daha ileri gidip güneşin önüne perde çekmeyi düşünen girişimciler bile var.</p>
<h2>AVRUPA’NIN ENERJİSİ BİTTİ</h2>
<p>Tarımın en önemli girdisi olan nitrat gübresinin büyük bir bölümünü Rusya ihraç ediyor. Nitrat gübresinin ihracatı için Avrupa bankaları finansman sağlamıyor bu nedenle problem yaşanıyor. İngiltere 10 tane gübre fabrikası kapattı. Avrupa enerjisini daha kıymetli ürünleri üretmeye saklıyor.</p>
<h2>RUSYA DÜNYAYI DOYURACAK</h2>
<p>Haftalardır dünya ticaretindeki açıkları, çatlakları Türkiye’nin kapatabileceğini söylüyoruz. Duyanlar hala içerde inşaat işLerine, tohum takaslara destek veriyor. Dünya bankası verilerine göre Rusya’nın tarımsal değeri savaşın etkisi olmasaydı 65 milyar doların üzerine çıkacaktı. Şu anda 40 milyar dolar düzeyinde. Rusya’da tarımın istihdamdaki payı % 5,5’e düşse de işçi başına üretim 16500 dolara yükseldi. Rusya giderek daha akıllı üretim yaparak, katma değerli ürün ihraç ediyor. Kremlin çok ciddi dünyanın geleceğini tarım ile şekillendirmeye kararlı, ne gerekiyorsa yapıyor.</p>
<h2>RUSYA TARIMI OLİGARKLARIN ELİNDE</h2>
<p>Rusya tarımı devlet destekli olup, bu ürünlerin global pazarda rekabet gücünü artırıyor. Oligarkların elindeki tarım, büyük çiftliklerde dünyaya korku salıyor. Dünyanın ekilebilir en büyük 3. tarım arazileri Rusya’nın elinde. 123 milyon hektar alan oligarkların elinde gerçek bir güç. Avangard Agro şirketi Belgorod, Voronezh, Kursk gibi bölgelerde faaliyet gösteren bir şirket. Mısır, arpa, buğday, ayçiçeği ve şekerpancarı üretiyor. Sahibi Rusya’nın ve dünyanın en zenginlerinden Minovalov. Şirket dünyanın en büyük malt üreticilerinden. Moshkovich’de Rusya’nın en zenginlerinden. Şeker ithal ederek başladığı işi bugünlerde votka üreterek büyütüyor. Ülkesinde tarım arazilerinin yasa dışı yollarla toplamakla suçlanıyor. İş insanı üstün yetenekli çocuklar için okullar açarak Rusya’nın geleceğine hayırlı tohumlar ekiyor.</p>
<h2>RUS TARIM BANKASI</h2>
<p>2000 bin yılında devlet tarafından kurulan tarım bankası Rossel’k Hozbank tarım endüstrini finanse ediyor. 7 milyondan fazla tarım müşterisi var. 2021 yıllık yatırım miktarı 22 milyar doları geçmiş durumda.</p>
<h2>RUSYA TARIM YÜZYILI</h2>
<p>Rusya tarımda oldukça iddialı, Rusya tarımı iklim krizinin tüm etkilerini simule ederek geleceğin tohumlarını üreterek işe başladı. Dünyanın en önemli tohumculuk şirketleriyle antlaşmalar yapan Rusya, alanında uzman isimlerle anlaştı. Türkiye’den de tanıdık bir isim var. Dünya Buğday Birliği Başkanı Prof. Dr. Hamit Köksel kalite laboratuvarının danışmanlarından. Tahılların kalitesi, verimlilik için çok önemli. Dünya buğday pazarında 74 milyon ton ile sahip olunan liderlik tesadüf değil.</p>
<h2>GELECEĞİN TOHUMLARI GELİŞTİRİLİYOR</h2>
<p>Rusya sadece bugün için değil, iklim kriziyle değişecek meteorolojik özelliklere göre tohumlar geliştiriliyor. Proteince yüksek, kuraklığa dayanıklı, kırmızı buğday, arpa gibi tahıl çeşitleri geliştiriliyor. Arpa, Mısır, Patates dünyada en çok tüketilen gıdalarda verim ve kalite standartları geliştiriliyor. Rusya’da bilim başköşede bizdeki gibi televizyon programlarına çerez değil.</p>
<h2>TARIM GIDA EL ELE</h2>
<p>Rusya tarımı gıda endüstrisiyle entegre çalışarak, gıda değer zincirine kıymet katıyor. Rusya büyük çiftlikleri destekliyor. Küçük çiftçiler teknoloji ve finansmana erişemeyince rekabetten uzaklaşıyor. Rusya’nın tarım stratejisi küçük çiftçiliği değil büyük yatırımları destekleme üzerine. Küçük çiftlik sahipleri büyük çiftliklerle birlikte hareket ederek gelirlerini garanti altında tutmaya çalışıyor. Küçük çiftçiler durumdan kısmen rahatsız olsalar da tek başlarına mücadele edip savaşı kaybetmektense büyüklerle işbirliği yapıp eve ekmek götürmek daha mantıklı.</p>
<h2>RUSYA TARIMI DESTEKLİYOR</h2>
<p>Rusya çiftlik gelirlerinin % 13’ünü destek olarak üreticiye ödüyor. Rusya’da tarımsal ürün fiyatları dünya fiyatlarından ortalama % 5 daha yüksek açıklanıyor. Rusya iklim kriziyle beraber görece avantajlı duruma gelen geniş topraklarını tarıma açıp dünyayı doyurmaya niyetli, toprakları hala çok temiz ve henüz tarımsal üretimle kirlenmemiş.</p>
<h2>RUSYA TARIMI İÇİN DEMİRYOLU</h2>
<p>Rusya sadece tohumculuğa yatırım yapmıyor, ürünlerini limanlara taşımak için tüm demiryolu hatları yenilendi. Beşeri sermayeye yatırım, tarımsal ekipmanların geliştirilmesi için 2014 yılında % 15 oranında sübvansiyonlar uygulandı.</p>
<p>RUSYA’NIN TARIMINA CAN SUYU</p>
<p>Türkiye su yoksulu ülkelerin başında geliyor. Singapur 5 puanla en çok su stresi yaşayan ülke. Kuveyt, İsrail, Filistin, Katar takip ediyor. Libya, Suriye ve Türkiye su yoksulu ülkelerin başında geliyor maalesef. Rusya kişi başı 4 bin metreküp ile su kaynakları bakımından zengin ülkelerin başında geliyor. Topraklarının genişliği, su varlığı ve devlet desteğiyle Rusya tarımı gelecekte çok daha fazla etkili olacak. Afrika’nın tatlı suya erişiminin problemli olsa da su kaynakları bakımından oldukça zengin. İsrail, Singapur gibi ülkeler gerek deniz suyunu dönüştürerek gerekse kanalizasyon, gibi atık suları temizleyerek su stresini azaltıyor. Tüm bunlara rağmen dünyada hem suyu olan, hem parası hem de toprakları bol olan nadir ülkelerden biri Rusya. Dolayısıyla Rusya dünya tarımının geleceği olmak için her şeye sahip.</p>
<h2>DÜNYA TARIMININ YILDIZI RUSYA</h2>
<p>Rusya geniş toprakları, su kaynaklarıyla sadece yerli yatırımcıların değil yabancı yatırımcıların da iştahını kabartıyor. 2021 yılında en büyük 100 tarım yatırımcısının arazi büyüklüğü en az iki katına çıktı. Rus gıda endüstrisi henüz yeteri kadar ileri teknolojiye sahip değil, dolayısıyla yatırımcıların gözü aynı zamanda gıda endüstrisine çevrilmiş durumda. Çin 2017 yılında Rusya’daki tarım yatırımlarını 3.5 kat artırdı. CP Fodds, Cargill Rusya’daki yatırımlarını büyütmeye devam ediyor.</p>
<h2>İKLİM KRİZİ RUSYA’NIN LEHİNE</h2>
<p>Rusya’nın ekilebilir 10 milyon hektarlık arazisi hala atıl durumda, değişen iklim koşullarıyla muhtemel önümüzdeki 20 yılda avantajlı konuma yükselecek. Rusya’nın sahip olduğu kaynaklar tüm dünyaya yemek yapmaya, sürdürülebilir tarım yapmak için fırsatlar sunuyor. Rusya, küresel enerji ve gübre pazarının liderlerinden. En büyük doğalgaz, üçüncü kömür ihracatçısı. Azotlu, fosforlu ve potasyumlu gübrede lider.</p>
<h2>RUSYA TARIMI DÜNYA TAHIL FİYATLARININ BELİRLEYİCİSİ</h2>
<p>2023 yılı için tahminler başladı bile. Ukrayna tahılının  %25’i, Rusya buğdayının % 50’sinin ihracat yapabileceği senaryoda buğday fiyatlarının % 19 ile % 34 aralığında artması bekleniyor. Rusya ve Ukrayna birlikte 36 milyon ton daha az buğday ihracatı yaptığında diğer ülkeler maksimum 16 milyon ton artış sağlayabiliyor. Bu durumda eksik 20 milyon tonun sofralara etkisi oldukça yüksek. 2023’de özellikle Afrika gibi ülkelerin gıda güvencesizliği çok daha yükselecek.</p>
<h2>RUSYA TARIMI HEM DOYURUYOR HEM AÇ BIRAKIYOR</h2>
<p>Rus tarımı dünyanın karnını doyurmaya niyetli olduğu kadar, aç bırakarak da dünyayı terbiye etmeye kararlı. Daha şimdiden 6 milyondan fazla Ukraynalıyı evinden etti. Avrupa kış boyu donacak. Afrika ülkeleri bu yıl buğdaya çok daha pahalıya sahip oldu. Putin’in hedefi 2024 yılında 45 milyar dolarlık tarımsal ihracat. Kremlin tarımı ulusal bir önceliğe taşımaya devam ediyor. Her ne kadar Petrostat olarak dünyada ün kazansa da Rusya sahip olduğu zenginlikleri artık halk için de refah yaratmaya kullanıyor. Amerika dünyanın en büyük petrol ve gaz üreticisi olsa da Rusya tahılı gerektiğinde atom bombası gerektiğinde kimyasal silah kadar etkili kullanıyor.</p>
<h2>RUSYA TARIMSAL SÜPER GÜÇ</h2>
<p>Eski Rusya Tarım Bakanı Alexander Tkachev “tahıl bizim ikinci petrolümüz” diyerek bir gün tarımdan elde edilecek gelirin enerji gelirlerini geçeceğine dikkat çekmişti. Rusya’da tarım; silah ihracatının iki katı, petrol, gaz ve minerallerden sonra 4. en büyük ihracat kalemi. Tarım Bakanı Dmitry Patrushev, Rusya artık “tarımsal süper güç” statüsünde dedi.</p>
<h2>SAVAŞIN NEDENİ UKRAYNA TARIMINI FELÇ ETMEK</h2>
<p>Ukrayna Rusya savaşının en büyük nedenlerinden biri Rusya’nın tarımdan kazandığı ihracat gelirlerini Ukrayna’ya kaptırabilme ihtimali. Rusya, Ukrayna’nın tüm tarım sinir uçları olan liman, demiryolu, fabrika gibi alanları vurarak tarım endüstrisini felce uğratmayı hedefliyor. Tarımın öncelikli ilan edildiği 2005 yılından beri tarım kimilerine göre oligarkların yeni para aklama alanı olarak görülse de gelinen noktada Rusya tarımı küçük çiftçinin de yüzünü güldürüyor. Son 5 yılda örtü altı tarımı ve sağlıklı, ekolojik gıdalara yaptığı yatırımlarla da dünyanın sağlık sigortası olmaya aday.</p>
<h2>RUSYA DÜNYANIN SAĞLIK SİGORTASI</h2>
<p>Rusya GDO ürün yasağı koyarak sağlıklı gıda üssü olmaya olan bağlılığını da ortaya koydu. 2014 yılında Rusya’ya uygulanan yaptırımlarda ithalatı yapılamayan Parmesan, domuz eti gibi pek çok ürünün de üretilmesi gerekliliği ortaya çıkınca gıda endüstrisi teknolojik olarak da kendisini geliştirdi. Tarımsal yatırımları yapan baronların Kremlin’e yakınlığı Rus tarımının devlet tarafından hızlıca finanse edilebilmesini sağlıyor. Patatesler votka, arpa biraz üretimine giderken tarım ve gıda endüstrisi birbirini destekleyerek “gıda değer zinciri yaratılıyor.”</p>
<p>Tüm bu avantajlar Rus tarımının giderek bir silaha dönüşmesini sağlıyor.</p>
<p>Silahın bize ne zaman ateşleneceğini mi bekleyeceğiz yoksa biz de kendi tarım silahımızı mı planlayacağız.</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/rusyanin-aclik-oyunlari/">RUSYA’NIN AÇLIK OYUNLARI</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mineatamanbread.com/rusyanin-aclik-oyunlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TARIM İÇİN TOPRAĞA BAĞLI KALMAK ZORUNDA MIYIZ?</title>
		<link>https://mineatamanbread.com/tarim-icin-topraga-bagli-kalmak-zorunda-miyiz/</link>
					<comments>https://mineatamanbread.com/tarim-icin-topraga-bagli-kalmak-zorunda-miyiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mine Ataman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2022 05:40:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[açlık]]></category>
		<category><![CDATA[agriculture]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[mine ataman]]></category>
		<category><![CDATA[mine ataman bread]]></category>
		<category><![CDATA[modern tarım]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[sera gazı]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[yenilik]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mineatamanbread.com/?p=2012</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bize yıkıcı bir yenilik lazım, toprak dışında, suyu kullanmadan, sera gazı emisyonlarına katkı sunmadan. Daha az kaynak kullanarak, daha az bütçe ayırarak. Dikey ve hidroponik çiftçilikten gelen tarımsal hammadde ile fonksiyonel, yapay gıdalar üretsek. 4.5 milyarlık ömründe toprağa en çok insan türü zarar verdi. Sadece son 100 yılda değil. İnsanın ayak sesi gezegende duyulmaya başladığı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/tarim-icin-topraga-bagli-kalmak-zorunda-miyiz/">TARIM İÇİN TOPRAĞA BAĞLI KALMAK ZORUNDA MIYIZ?</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Bize yıkıcı bir yenilik lazım, toprak dışında, suyu kullanmadan, sera gazı emisyonlarına katkı sunmadan. Daha az kaynak kullanarak, daha az bütçe ayırarak. Dikey ve hidroponik çiftçilikten gelen tarımsal hammadde ile fonksiyonel, yapay gıdalar üretsek.</strong></h3>
<p>4.5 milyarlık ömründe toprağa en çok insan türü zarar verdi. Sadece son 100 yılda değil. İnsanın ayak sesi gezegende duyulmaya başladığı andan itibaren düzeni değiştirmeye, doğanın aklını ciğerinden sökmeye çalıştı. Daha akıllı olmadığını düşündüğümüz diğer hayvanların yaşam dinamiği şimdilerde bilim insanlarının hayranlık evreninde. Sözde en akıllı bizdik. Arıların bizden çok önce konum belirleyebildiği, gezegenin ilk internet ağının sahipleri olduğu çoktan keşfedildi.</p>
<p>Doğanın dengelerini kendi ihtiyaçlarımız için değiştirirken her daim romantik bir söylem bulmayı başardık. Şimdilerde adı “kadim tarım.” Kadim tarımın her nedense masum olduğunu düşünüyoruz. 10 bin yıl önce dünyada yaşayan toplam 10 milyon insan pek çok doğal kaynağı tükettiği için atalarımız Orta Asya’dan göçmüştü. Maya ve Aztek uygarlığı da su kaynakları tükendiği için yok olmuştu. Modern insan kadar olmasa da bilge atalarımız da pek masum sayılmaz.</p>
<p>Öyle ya da böyle bilim insanları gezegendeki dengeyi sağlayan huzur içinde medeniyet sandalında keyif yamamızı mümkün kılan 9 kritik eşiğin 8’inin aşılmak üzere olduğunu açıkladılar. Durum ciddi olunca aklıma deli fikirler, çeşitli komplolar geldi. Toprağı rahat bıraksak. Dünyanın son haleti ruhiyesine bakıp çözüm önerilerimi daha sonra sıralayacağım.</p>
<h2>KÖY YAŞAMINA DAİR İZLERİ SİL SÜPÜR</h2>
<p>Çocuklar domatesin ağaçta mı yerde mi, elmanın toprakta mı yetiştiğini bilmiyor. Son 50 yıldır tarımsal üretim ile kentler birbirinden oldukça uzaklaştı. Şehirli olmak uğruna verdiğimiz ödünlerden biri köy yaşamına dair izleri silip şehirli olmaya yönelik edinimlerdi. Sonucunda çocuklar gıdaların hazırlık ve sofraya gelme sürecinden çoğu zaman uzaklaştı. Sadece çocuklar değil hali vakti yerinde olanların birçoğu vaktiyle plaza yaşamını tercih edip topraktan uzaklaşmayı tercih etti.</p>
<h2>DOĞACA DİLİNDE KURSLAR AÇILDI</h2>
<p>Covit 19, Ukrayna – Rusya Savaşı ve ekonomik krizle beraber doğaya dönüş hem maddi hem de manevi anlamda gerçek bir kaçış olarak görülmeye başlandı. Kaçınca gördük ki doğanın işleyişini, dilini unutmuşuz. Unuttuğumuz doğayı önce biz hatırladık şimdide çocuklarımıza öğretmeye çalışıyoruz. Doğaca öğrenmek çok kolay, alfabesi çiçekler. Toprak dersen tüm cümlelerde özne, ağaçlar yok mu onlar her dem çekimli fiil.</p>
<h2>DOĞA BİZİ DAHA İYİ BİR İNSAN YAPAR MI?</h2>
<p>Bilim insanları, gıdaların üretim sürecini bilmenin çocuklara iyi geleceğini düşünüyor. Doğal gıdalarla beslenmenin sağlık verdiği kuşkusuz. Başka faydaları var mı? Tarım ve gıda süreçlerini bilmek, mesela israfı azaltır mı, yemeğimizi olmayanlarla paylaşmamızı sağlar mı, aile ilişkilerini güçlendirir mi? Toprağa basmak, dalından elma koparmak bizi iyi insan yapar mı? Geçen hafta 8 milyar olduk, bazıları çok doğal ve sağlıklı besleniyor. Hala daha % 40’ımız köylerde yaşıyor. Doğal olarak tarım ve gıdanın her aşamasını görüyorlar. Afrika’nın ve Hindistan’ın %60’ı, Çin’in % 49’u hala köylerde. Tarımsal üretimin tüm süreçlerini biliyorlar. Soylu kentliler çok bilgili, doğacayı bilmeseler de birçok yabancı dil biliyorlar ama gıdayı hala paylaşmıyorlar. Tarımı bilmek, kadim tarım pazarlaması yapmak, her gün açlıktan ölen 25 bin kişinin kurtulmasına yetmiyor.</p>
<p>Madem öyle başka bir yol mu denesek.</p>
<h2>GEZEGENİN KRONİK HASTALIKLARINI İYİLEŞTİRMEK</h2>
<p>Gezegenin sorunları kronik, hastaneye yatmadan iyileşmesi mümkün değil, tabipler bir süre istirahat veriyor. Ekim, dikim, hasat yok. Hatta ziyaretçi kabul etmesi de yasak, insan türü biraz ara. Varoluşumuzdan bugüne ruhumuzu ve bedenimizi topraktan, doğadan gelen ürünlerle besliyoruz. Biz beslenirken, toprağın, doğanın karnını aç bıraktık, yorgun düştü. Bize yemek üretemez hale geldiler. Bir süre beslenmeye ara versek halden anlasak. Tarlaları, ovaları, ormanları, ağaç ve çiçekleri bir süre kendi haline bıraksak, hasat festivallerine ara versek. Denizler temizlense, ormanlar çoğalsa, toprak iyileşse.</p>
<h2>YAPAY GIDA ÖNYARGISI</h2>
<p>Bilim yeniliklere kapısını boylu boyunca araladığı için sürekli bizi aydınlatıyor. Biz de bilim gibi önyargısız olsak. Gıda için alternatif kaynak ve yöntemleri düşünsek. Algler, mikroplar, yapay gıdalar, yosunlar ne dersiniz yer miydiniz?</p>
<p>Zira gezegenin kaynakları gıda üretmek üzere tüketiliyor. Biz tüketiyoruz. Sonra da çıkıp yanlış yaptık daha az yiyelim et yemeyip bitkisel kaynaklarla beslenelim demek sonucu pek değiştirmiyor.</p>
<h2>YİYEREK TÜKETİYORUZ</h2>
<p>Tatlı suyun % 73’Ü tarımda kullanılıyor. Sera gazı emisyonlarının % 30’u tarımdan geliyor. Yedikçe gezegenin sonunu getiriyoruz. Ekilmedik bir karış toprak kalmasın diyenler tarımın çok masum olduğunu zannediyor. Ekosistemler çöktü, biyoçeşitlilik azaldı, sıcaklık artmaya devam ediyor, buzullar eridi, orman varlığı azalıyor. Tek çözümü toprakta tarım yapmayı bırakıp onun kendi kendini iyileştirmesini izlemek.</p>
<h2>TARIM İLLA TOPRAKTA YAPILMAK ZORUNDA MI?</h2>
<p>Toprağı rahat bırakırsak biz ne yiyeceğiz. Tarım illa toprak ve suya bağımlı olmak zorunda mı?</p>
<p>Mikrop ve alglerden gıda üretmek, yapay gıdalar ile doymak. Toprağı kuzulara emanet etsek, çiçeklere yer açsak, suyu balıklara bıraksak. Toprak kendi kendini onarsın üzerinde insanlık yeniden keyifle kök salsın diye. 12 bin yıllık Holosen çağı insan türünün gezegende rahat bir şekilde yaşamasını sağladı. Gezegen bizi doyurdu, nefes almamızı sağladı. Bize içecek su, yiyecek yemek sağladı. Son 50 yılda düzeni bozduk, tüm eşikleri aştık. Gezegenin işleyişi ve dengede kalmasını sağlayan unsurlar tepetaklak. Şimdi yeni bir tarım devrimine, evrime ihtiyaç var. Dünya iyileşmeden insanlığın iyileşmesi mümkün değil.</p>
<h2>HOLOSEN BİTTİ</h2>
<p>12 bin yıllık holosen çağı bitti. Sırada Antropozen var. İnsan çağı. İnsan türü büyük bir karar vermek zorunda son 50 yılda mahvettiği gezegeni iyileştirme fırsatı var. Bunun için cesur ve kararlı olmak zorundayız. “Kadim tarım” “organik tarım” gibi romantik eylemleri bir tarafa bırakıp dünya için doğru bir karar vermeliyiz. Zira her yeri tarım toprağı yapmak, üretimi artırmak romantik görünse de gezegen için hala yıkıcı unsurlar içeriyor.</p>
<h2>YIKICI BİR YENİLİK LAZIM</h2>
<p>Bize yıkıcı bir yenilik lazım, toprak dışında, suyu kullanmadan, sera gazı emisyonlarına katkı sunmadan. Daha az kaynak kullanarak, daha az bütçe ayırarak. Dikey ve hidroponik çiftçilikten gelen tarımsal hammadde ile fonksiyonel, yapay gıdalar üretsek. Odun dışı ürünler ile şifacı yemekler hazırlasak. Sentetik biyolojiye yatırım yaparak, biyoteknoloji yatırımlarını desteklesek. Tüm bu teknolojilerin çevre ve insanla dost ilerlemesini sağlasak.</p>
<h2>ÖNLEMLER YETERLİ DEĞİL</h2>
<p>Sıcaklığı 30 yıl içerisinde 1.5 derece ile sınırlandırma, sera gazı emisyonlarını azaltma gibi pek çok önlemin yeteri kadar içten ve ulaşılabilir olduğu düşünülmüyor. Önlemler yetersiz ise dünya elden gidiyor. Önerimi bir daha düşünsek.</p>
<h2>BAŞKA BİR TARIM MÜMKÜN</h2>
<p>Başka bir tarım mümkün olabilir mi? Toprağa bağımlı olmadan, toprağı rahat bırakarak. Bunun için gereken teknolojiye sahip miyiz? Teknoloji yeterli olsa da insanlık iradesi hazır ve kararlı mı? İklim, çevre, tarım ve gıda konularında bilinirlik yüksek olsa da sorumluluk anlayışımız “köye dönelim, organik tarım yapalım” düzeyinde. Oysa sorun tam da burada. İnsan türü yeterince cesur ve dürüst değil. Yaptıkları söylediklerinin tam tersi. Tarımı kurtarmak gayesi muteber bir fikir gibi gözükse de yöntemi fazlaca lümpen ve gerçekçi değil. Gezegenin ihtiyacı olan üretime bir ara vermeden gezegenin iyileşmesi olası değil.</p>
<h2>ÇEVRESEL ETKİSİ SIFIR GIDA ÜRETMEK</h2>
<p>Gıda çevreye ve hayvanlara zarar vermeden üretilecekse ben varım, bu görüşün dünyadaki karşılığı “etik tarım” Toprak yaşamın ve gezegenin ayrılmaz parçası ise insan gıdası üretmek için ona zarar vermek çok da etik değil. En büyük algı yanılsaması, tarımın antik zamanlarda doğaya zarar vermediği. Son buzul çağından sonra madenleri kullanan insan türü bolca av malzemesi yaptı. “Dünyanın en acımasız suni kasapları insan türü” doğada ne varsa avladı. Ormanları kesti, her yeri kuruttu. Buzul çağı bittiğinde dağlardan ovalara inmek zorunda kaldı, o zaman da tarımı keşfetti. Bahsettiğim zamanlar yeni değil. Şimdilerde romantik bir algıyla anlatılan “antik dönem tarımı” onun verdiği zarar arkeobotanikçilerin hala belleğinde.</p>
<h2>TOPRAKTAN BAĞIMSIZ TARIM DAHA VERİMLİ</h2>
<p>Modern ve topraktan bağımsız gıda üretim teknolojileri, su yönetimi, bakım teknikleri ile günümüz birim alan başına üretilen mahsulün 10 kat fazlasını üretmeyi sağlıyor. Şu anda kullandığımız alanın sadece %”1’i ile tüm insanlığı doyurabiliriz. Kullandığımız tüm o tarımsal alanların serbest bırakılması, ekosistemlerin yeniden geri kazanılmasını sağlarken, çevre sorunlarını da çözecek. Havadan gıda üretmek, doğanın sahip olduğu hiçbir kaynağı harcamadan.</p>
<h2>DOĞAYI DOĞAL HALİNE BIRAKMAK</h2>
<p>Gıda üretmek için istila edilmiş toprakları bırakarak yerel bitki türlerinin yetiştirilmesini sağlamak, vahşi yaşamın genişlemesine imkân tanımak, su kaynaklarını iyileştirmek, fosil yakıtları azaltmak, su taşkınlarını önlemek. Tüm bunlar biyoçeşitlilikte iyileşme, yağmur ormanlarında artış dahası sıcaklığın dengede kalmasını sağlayarak dünyayı koruyan buzulların eski haline dönmesini sağlayacak.</p>
<p>Holosen çağının sırrı olan “artı eksi 1 derecelik” muazzam denge tekrar sağlanabilir.</p>
<h2>GEZEGENE DEĞER</h2>
<p>İnsan sağlığı için topraktan bağımsız gıda üreterek gezegeni iyileştirmek için değmez mi?</p>
<p>Birleşmiş Milletler Gıda Örgütü 2050 yılına kadar 9.5 milyar insan için günümüzde üretilen gıdalarının iki katı gerektiğini açıkladı. Klasik yöntemle topraktan sağlamak mümkün değil. Ne konvansiyonel tarım ile ne de organik tarım ile. Kuzey Amerika, Rusya ve Ukrayna dünyanın en verimli tarım toprakları, buralar daha fonksiyonel gıdalar için mahsul üretebilir. Dünyanın kalanındaki toprakları tarım için değil de ormancılık için kullanmak dünyanın geleceğine oksijen biriktirmek için daha anlamlı.</p>
<h2>GEZGEN İÇİN İNSAN TÜRÜNDEN VAZGEÇMEK</h2>
<p>Ezcümle toprağa ve suya bağımlı tarım her dönem öyle ya da böyle gezegenin olağan işleyişine zarar verdi. Gezegenin evrimine suni yolla yapılan tüm bu müdahaleler geleceği değiştiriyor. Gerçek değişim dünyayı rahat bırakmakla başlayacak kim bilir.</p>
<p>O zaman gezgen mi insan mı sorusuna cevap vermenin zamanı geldi.</p>
<p><a href="https://mineatamanbread.com/tarim-icin-topraga-bagli-kalmak-zorunda-miyiz/">TARIM İÇİN TOPRAĞA BAĞLI KALMAK ZORUNDA MIYIZ?</a> yazısı ilk önce <a href="https://mineatamanbread.com">Mine Ataman</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mineatamanbread.com/tarim-icin-topraga-bagli-kalmak-zorunda-miyiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
