Ekmeğimizi Paylaşarak Başlayalım Yeni Hayata…

Dünyanın neresinde yaşarsanız yaşayın ekmek var olmak yaşamak anlamına gelir. Tüm kültürlerde ekmek yaşamın devamlılığını simgeler. Onunla başlayan hayatlarımız, onunla kurduğumuz sofralar. Zorlu zamanlardan geçiyoruz, nasılız diye soranlara “kış gibi” deyip geçiştiriyoruz. Biliyoruz birçok mevsim kayıp gitti ömrümüzden. Bazılarımız yeni mevsimlerden geçti sonsuza kadar. Hastalıklarla sınanıyoruz, sevdiklerimizle sınanıyoruz, bir tarafta ekmek parası bir tarafta canımızın derdinde yani anlayacağımız “kelle koltukta” hayat öylesine akıp geçiyor ellerimizden.

Tarlada hayat her şeye rağmen akmaya devam ediyor. Orada hafta sonu yok demiştik, corona tatili de yok, iki büklüm, boynu bükük çapada eller. Hasat hala devam ediyor. Nar kırdık içimiz kıpkırmızı, son zeytinler dalında. Belimiz son düzlükte pamuklu ellerimiz dikenli. Zordayız, dardayız ekmek parası dediğin öylece dolmuyor kumbaraya. Kış ekimleri son hızla tarlada toprakla buluşuyor. Tohumlar can suyunu alacak yakında.

İklimler değişti, orman büyüdü, tohum yıllandı toprak hep aynı yerde, kucağını açmış bekliyor evlatlarını. Ne varsa içinde beslediği çocuklarına verecek can olsun büyütsün diye.

Toprak bize iyi gelecek, büyütecek yeniden çocuklarını, ağır aksak olsa da mevsimleri yolculayacak, orman büyütecek kuytusunda ağaçlarını. Yeryüzü izini bırakacak kurda kuşa, tuzsuz aşa.

Biz paylaşacağız ne var ne yok yürekte. Önce elemlerimizi sonra hayatın getirdiklerini. Sonra ekmeğimizi belki, olmayanları oldurmak istediklerini.

Buğdayın ekimiyle, ekmek oluşunu paylaşarak başlayalım mı…

Buğday dünyanın farklı bölgelerinde farklı tarihlerde ekilmekle beraber genelde iki ekim zamanı vardır. Yazlık ve kışlık diye ikiye ayrılır. Kışlıklar ekim veya kasım ayında, yazlıklar mart başı nisan gibi ekilir. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki yazlık buğdayların boyu kışlıklara göre daha kısa ve verimi çok az da olsa kışlık ekilene oranla biraz daha yüksek. Ekim kasım gibi toprakla buluşan buğday taneleri kış boyu toprağın koynunda huzurla ve keyifle filizleneceği anı bekler. Tıpkı bir çocuğun anne rahmin de doğumu beklemesi gibi. Bahar yağmurları filizlenme aşamasında can suyu gibidir. Eğer buğday başak verdikten sonra yağarsa verim düşer, başağın boynu bükülür. Velhasıl buğdayın toprakla buluşması ile ekmek olması arasındaki süreç zorlu ve emek ister. Sabırla beslenen buğday tohumları bire bin verir. Yunus’un deyimiyle kolay mı ekmek olmak kolay mı insan olmak. Bir hamura can vermek.  Söz hamurdan açılmışken sonbahara akşamlarına uygun şöyle sıcacık bir ekmeği fırına vermeye ne dersiniz.

Kışın mucizevi kök sebzelerini kullanalım mı? Buğdayla toprağın altında uzun bir zaman umudu paylaşmış pancar, havuç,  yer elması gibi. Tüm bu sebzeler nötr tatlarıyla ne istersek o olur. İster tatlı ister tuzlu. Madem bir kış sofrasını paylaşacağız tatlı ekmek yapmaya ne dersiniz. Zeytinli, soğanlı, meyveli, çikolatalı bu tarz ekmekler aslına bakarsanız dünya literatüründe  ekmek olarak geçse de Anadolu’daki kullanımı ile çörek diyebiliriz. Dünyada bu tarz ekmekler daha çok özel günlerde yapılır. Örneğin Panettone Paskalya’da yapılan bir ekmek türüdür. Yılın bereketini kutlar ve gelecek yıla taşır. Şimdi bizim tarifimize dönelim kök meyvelerini soyalım jülyen şeklinde doğrayıp süt de pişirelim. Sütün içine 2 kaşık gerçek Hemşin balı ekleyelim. Ayrıca bir dal tarçın, üzeri karanfille kaplanmış ekşi bir elmayı ve bir yarım limonu da süte ekleyelim.

Önceden hazırlamış olduğumuz üzüm ekşi mayamızdan 200 gr. Yoğurma kabımıza alalım. Çevresine 1 kg. tam buğday unu ekleyelim. 15. Gr. Tuz ve 50 r. Tahin- pekmez karışımını da una ekleyelim. 600 gr. Süt ile tüm karışımı 15 dakika glüteni aktive edene kadar yoğuralım. En son önceden pişirdiğimiz kök meyveleri de ekleyerek artık yoğurmayı bitirelim.  Hamur elastik bir yapı elde ettiğinde 8 saat üstü kapalı oda sıcaklığında bekletelim. Hamuru ikiye bölüp yuvarlak bir şekil verelim. Şekil verdikten sonra pişireceğiniz tepsiye alın. Üzerini örterek 2 saat daha oda sıcaklığında bekletin. Hamur mayalandığında üzerine un serpip, istediğimiz şekli vererek 230 derece fırına verelim. İlk 25 dakika 230 derecede kalan 30 dakikada 180 derecede pişirelim.  Ev tipi fırında buhar olmayacağı için hamuru fırına atarken içine bir avuç buzu atarak buhar oluşturalım.

Ve şimdi C vitamini yüksek, balın eşsiz lezzetlerini taşıyan üzüm mayasıyla folik asitçe zengin bir ekmeği olmayanlara armağan edelim.  Ertesi güne elinizde bir miktar kaldıysa anne usulü papara yapıp yanında kahveyle yudumlayalım. Sıcacık ekmek ile paylaşmaya başlayalım. Komşularımızla rızkı paylaşalım, bereketi paylaşalım.

Çocuklarımızla sevgiyi, arkadaşlarımızla dostluğu.

Evrende ne varsa her birini paylaşarak başlayalım yeni hayatımıza.

Mesela sorumluluğu paylaşarak başlayalım.

Özrü paylaşalım sahibiyle.

Umudu paylaşalım çocuklarımızla.

Gücü paylaşalım ihtiyacı olanla.

Ne dersiniz belki ekmeğimizi de emeğimizi de çoğaltırız paylaştıkça.

 

Benzer İçerikler

“Ben bu cihana sığmazam…”

Anadolu’nun Tat Belleğinden Geleceğe.. Tahıl Hafızası

Emeksiz Yemek Olur mu?

Ateşin Çocukları: Ormancılar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir