Malazgirt ten Tarımın Geleceğine

“Mızrakla ülke alır, buğdayla yurt edersin oğul” demişti Tapduk Emre. Malazgirt aslında cephede kazanılan bir zaferin tarımda yaratılan üstünlük ile coğrafyanın binlerce yıl sürecek “Türk Yurduna” dönüştürülmesini sağlayan bir sürecin başlangıcıydı.

Türkler Anadolu’yu kısa sürede nasıl yurt haline dönüştürmüşlerdi. Çünkü onlar Orta Asya’dan gelirken yanlarında maya kelamını getirmişlerdi. Anadolu mayalandı yüzyıllar boyu ahilik geleneği ile. Türk boylarının her birinin farklı bir yeteneği vardı. Her bir boy yeteneğine uygun coğrafi bölgeye yerleştirildi. Ektiler, biçtiler, esnaflık yaptılar, yerli halklı dost eylediler geçmişlerini, gelenekleriyle örnek oldular, alışverişi ahlaklı yaptılar, erdemleriyle komşuluğu yücelttiler. Kız aldı, oğlan verdiler aile oldular.

İşte Anadolu’yu yurt eden sır buydu.

Tüm boyların en büyük motivasyonu ziraatçilikteki yetenekleri ve deneyimleriyle Anadolu’yu tarımla yeşertmek istemeleriydi. Erkekler Ahilik geleneğine uygun şekilde tüm Anadolu’yu planlarken sosyal bir kalkınma modeliyle kadınlar da “Baciyan- ı Rum” sistemi ile ticarete dahil oldular. Kümeleme modeli ile bölgelerde uzmanlıklar belirlenip; bakıcılık, fırıncılık, tekstil, işleme her biri farklı bir bölgede kümeleme modeliyle tarımın, ticaretin geleceğini kurdu. İlk kurulan uzmanlık alanı Kayseri’de tesis edilen dericilik idi.

Tapduk emre özellikle de Ahilik geleneğinin tüm topluma nüfuz etmesi için “ahlaklı ticaret” “erdemli bir kalkınma” kültürünün hem ticari hem de sosyal yönünü dizayn ediyordu. Çünkü kalkınma ekonomi ve entelektüel bir kültürle perçinlenmediği sürece kalıcı olmazdı.

Elbette 1071 yılında Ahilik tüm kurumlarıyla oluşmamıştı ama kökleri Orta Asya Türk cömertliği, yiğitlik ve tarımdaki uzmanlaşma değerlerine dayanan bir sistemin başlangıç ruhuydu. Ahilik hem Orta Asya’dan getirilen “iyi huy” hem de Arap “Fütüvvet” geleneğinin etkisiyle Anadolu’da kurumsallaşmış, Bizans lonca sisteminin etkisiyle de olgunlaşmış “esnaf, sanat ve yaşayış” teşkilatına dönüşmüştü.

Ahilik teşkilatının kurucusu Ahi Evran Orta Asya’dan gelen “maya kelamı” çerçevesinde Anadolu’yu yurt edecek bir motivasyon ve ruh yaratmıştır. Temeli Binlerce yıllık tarım ve ziraatçilikteki geleneğin sosyal ve ticaret hayata olan etkisinin getirdiği kalkınma modeliydi. Ahilik savaşta kazanılan üstünlükleri tarım ve ticaretle perçinleyen  “erdemli, ahlaklı bir medeniyet projesiydi”

Cumhuriyet döneminin; “Köy Enstitüsü” projesi ve “hedefimiz muassır medeniyet” mottosu da aynı gaye ile planlanmış çok değerli yaşayış projeleriydi.

Kültür, sanat, sosyo ekonomik alanlarda yaratılan değerler manevi değerlerle birleştirilip toplumda bir aidiyet duygusu yaratılıyordu Orta Asya’dan göç eden Türkler;  düzenli yaşam modeliyle tüm Anadolu’da saygınlık kazanırken yeni komşularıyla da olumlu bağlar geliştirmesini, akrabalıklar, ticaret ilişkileri tesis etmesini sağlıyordu. Tasavvuf onun yoluydu. Diğer taraftan yarı göçebe bir toplumun tam yerleşik yaşama uyumu için dizayn edilmiş, her bireyi ve topluluğu bir uzmanlık çerçevesinde güçlendirmiş ve koordine etmiş bir yaşayış biçimiydi.

Ahilik geleneği tarımı ve ticareti elinde bulundururken siyasi olarak da hükümete katkıları olmuştur. Tarımı planlayan, istila durumunda bölgesini savunan, halkı koordine eden, ordunun gerekli ihtiyaçlarını üreten muazzam bir yapıydı.

Ahi Evran kadar birçok Türk düşünür Ahilik geleneğinin oturmasına yaygınlaşmasına katkı sunmuştur.

Tapduk Emre; Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre gibi düşünürlerin hocası ve çağdaşıydı. Onlar Anadolu’nun düşünsel dimağını imek ilmek ördüler. Tapduk Emre’nin çıkış noktası Orta Asya’dan getirilen Türk kültürünün Anadolu’da uygulanarak buranın yurt edinilmesidir. İronilerinde buğdayı, tohumu sıkça kullanmıştır. Onun hikâyeleri tılsımlıdır. Buğday ekmek geleceğe yatırım yapmak, güzel huyları topluma aşılamaktı.

Zamanın birinde Yunus Hacı Bektaş Veli’ye giderek ondan buğday ister oda buğday mı himmet mi diyerek cevap verir. Gafil Yunus her seferinde buğday ister. En sonunda olayın hikmetini anlar Yunus’un dergâhına döner ama iş işten geçmiştir.

Hacı Bektaş Yunus Emre’ye; Var git artık Tapduk Emre’ye “senin kilidin artık ondadır” der. O günden sonra Tapduk Emre’nin kapısında 40 yıl kalır. Piştikçe olgunlaşır, feyz alır yaşadıklarından. Zamanın küpüne attıkça devaları, yüzünün hafızasına yerleşir yılların huyları.

Velhasıl Malazgirt aslında Anadolu Tarım vizyonunun kuruluşudur, mihenk taşıdır. Orada atılan adım yüzyıllardır Anadolu’yu vatan yaparken, ahilik geleneğini geleceğe taşıdı.

Bu vesileyle Malazgirt’in Anadolu tarımı için ne denli olduğunu ifade etmek isterim.

Orta Asya’da yaşadığımız dönemde edindiğimiz deneyimler, Anadolu’ya taşınarak ziraatçilikte dünyaya örnek olduk. Birlik, beraberlik ve ziraatçilikteki yetenekleriyle mızrakla aldığımız ülkeyi tarımla yurda dönüştürdük. O yüzdendir ki; Malazgirt tarım kültürünün özü, mayası, mirasıdır.

Bu bakımdan dünya tarımının geleceğinde söz sahibi olmak istiyorsak Malazgirt tarım motivasyonunu yeniden kazanmalıyız.

Malazgirt’ten tarımın geleceğine umutla…

Bu arada Anadolu’nun ne zamandan beri Türk olduğu başka bir yazının konusu olup geldiğimizde burada var olan köklü gelenekleri, kültürü de elbette yok saymadan yazımızı yazmış Asurlular, Lidyalılar, Hititler, Urartular, Sümerler tüm Anadolu uygarlıklarının Ahilik geleneğine katkıları için sevgi ve minnetle.

Benzer İçerikler

“Ben bu cihana sığmazam…”

Anadolu’nun Tat Belleğinden Geleceğe.. Tahıl Hafızası

Emeksiz Yemek Olur mu?

Ateşin Çocukları: Ormancılar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir