Ölüm Çok, Suçlu Yok..

“Şimdi suçlu arama zamanı değil” derler böyle zamanlarda. Bize yakışmaz, hemen yardıma koşarız doğal afet sonrası yaşananlarda. Türkiye böyle güzel bir memlekettir, sıkıca sarılırız, yaralarımızda buluşuruz.

Suçluyu unuturuz, neden sorusu kifayetsiz kalır. “Giden gitti hesap sorsan ne fayda” deriz yolumuza devam ederiz üzerimize çöken binlerce katın ağırlığı, onlarca saatin travmalarıyla, geçmişte olduğu gibi.

Hiç aramadık suçluyu, mesela en son güzelim Karadeniz sele boğuldu; suçlu bulunamadı en sonunda değişen iklim koşulları diye tarihe not ettik suçluyu. “Hay değişmez olaydın niye durup dururken değiştin iklim değişikliği” ne zorun vardı deyip epey kızdıktan sonra unuttuk olanları.

Öyle hızlıca unuttuk ki deprem olurken; küçücük Hemşin’de düşmandan mal kaçırırcasına HES yapmaya ivedi şekilde devam ettik.  Hatta boylu boyunca uzanan yapılar muhtemel yeni sel felaketini beklerken oracıkta temeli sağlam mı, yer buna uygun mu diye bakılmadan binalar inşa ettik. İrili ufaklı müteahhitleri zengin etmek asıl görevimiz mi yoksa. Başka bir yol bilmiyor muyuz, acaba.

Çocukluğumdan beri bir sürü deprem ve sel felaketi gördüm “adaletin kestiği parmak acımazı” hiç görmedim. Suçlular tüm parmaklarıyla yeni kumdan kaleler inşa etmeye devam etti.

Hadi ondan geçtim;  memleketin yarısından çoğu bozkır bu kadar yüksek binalar yapacağımıza, hobi bahçelerini ranta açacağımıza devlet eliyle arazileri uygun koşullarda az katlı konut yapımı için kullansak, şehir bölge planlamacıları işin içine ziyadesiyle soksak olmaz mıydı?

Türkiye’nin en önemli Tarımsal Araştırma Enstitüleri’nden olan İstanbul Yeşilköy gözünün yaşına bakılmadan havalimanı oldu içerisinde dünyanın nadide bitkileri olmasına rağmen. Hava atmaya doyamadığınız Ankara Eskişehir Yolu Polatlı tarım havzasının en önemli bölümü değil miydi? Keza İzmir Bayraklı aynı şekilde.  Akdeniz Ege kıyıları narenciye bahçeleri her şey dâhil mutluluk eksik oteller için bir bir kesildi. Ege’nin verimli ovaları yerine şehirli olmayı özendiren plazalar diktik aldığı kadarını içine koyduk biz de yamacında seyre daldık güvenli olmayan binalarda.

1. Katta Hissedilmeyen Deprem, 5. Katta Ölüm Getirdi.

Televizyonlarda değerli bilim insanları onlara ezberden soru soran sunucular. İçlerinden bir tanesi “toplumsal suç ortaklığından” bahsetti. Meselenin tüm detaylarını açıklıkla dile getirdi.

“İhmallerimizle, bir şey olmazlarımızla, ne yapalım işler böyle yürüyorlarımızla”

Suça ortak olduk olmasına da kaybedenler hep yoksul, hep güçsüz.

Suçu Paylaşanlar Refahı Paylaşamıyor Belli Ki..

Sosyal devlet felaket olduğunda yanında olandı; çok şükür oldu da, olmaya devam ediyor. İyi de daha önce sosyal devlet olup bu binaların yapılmasına engel olsaydı daha iyi sosyal devlet olmaz mıydı?

Kime Kıyılamadı Da Bize Kıyıldı

Travmaların en büyüğünü yaşayıp, psikolojik destek alsan ne yazar insanın ailesi yok olduktan sonra. Hadi başlayabilirsen başla bu mucizeden tekrar hayata.

Elif kurtuldu bayram havası içerisindeyiz; Elif’e kim bakacak,  yarın yine aynı türden güvenli olmayan bir apartmanda bir aile yakınının yanında, hayata tutunmaya çalışacak. Bir ev parası olan özel okulda okuyamayıp sıradan bir devlet okulunda kırık dökük hayatına gam yükleyecek. Elif belki cesur çıkacak her şeye her adaletsizliğe rağmen yaşama tutunacak.

İyi de niye hep Elifler, Aydalar yaşama tutunmak zorunda bırakılıyor.

Kurtuldun elif pes edemezsin çığlıkları atanlar her nedense hiç hayata tutunmak zorunda olmayanlar arasından çıkıyor.

Elif nereden tutunsun hayata soruyorum,  başına deprem felaketi gelmeseydi onun sesini duymayacaktık bile. Elif belki de hayalleri için güvenli olmayan o evde yaşama başlamak zorunda kalmıştı. Neden o zaman “toplumsal suç ortaklığımızı” bozup birimiz çıkıp ruhsatı iptal ettirmedik. Neden tüm o yapılar yıkılıp yerine daha güvenli evler inşa edilmedi. Neden gelir dağılımında adaleti sağlayıp herkese güvenli konut hakkı sunmadık.

Neden gıdalarımızı adil paylaşamadık.

Yuva Dediğimiz Güvenli Çatılar İnşa Edemedik…

Araba kullanmaya ehliyet, doktora ehliyet, uçağa binmek için ehliyet, gıda üretmek için ehliyet her türlü iş ve işlem için ehliyet / ruhsat / izin türü belgeler gerekirken nasıl olur da adına yuva dediğimiz güvenli çatılar için sürdürülebilir bir güvenlik ehliyeti – ruhsatı- inşa edemedik.

O kadar zor olamaz;  canımız istediğinde Ankara’nın göbeğinde 30 katlı bir binayı yarım yüzyıldır ruhsat vermeden öylece ayakta tutabiliyoruz. O zaman neden Türkiye’nin dört bir tarafında bu kadar çok güvenli olmayan binaya dur demiyoruz. Hala daha imara açılmaması gereken yerlerde kem gözleri barındırıyor; herkesin iştahını kabartıyoruz.

Nasıl Kurtulacağız?

Deprem çantası hazırlayarak mı?

Yaşam üçgeni kurarak mı?

Keşke Ellerimiz Güvenli Yaşam Alanları İçin Kilitlenseydi

Deprem sonrası kilitlenen ellerimiz başından keşke kenetlenseydi. Yüreğimiz cayır cayır yanmazdı şimdi.

Mesela zemin etüdünü dikkate alsaydık, imar affı çıkarmasaydık, daha çok para için bu kadar pervasız olmasaydık, devasa binaların arasında kalıp nefessiz kalmasaydık, tarım alanları yerine AVM yapmasaydık. Depreme dayanıklı olmayan binalara dayanıklı ruhsatı verecek “benim memurum işini bilir” algısı yaratmasaydık.

O küçücük bedeninde tamiri zor yaralar açan, ruhundan silinmeyecek 91 saatin her saniyesi bir ömre bedel korkularına mı affet bizi Ayla ben kendi adıma özür diliyorum. Annen kim bilir kaç defa öldü sana ulaşamayınca, baban öldü öldü dirildi. Enkazın altında güzel Ayda bebek ruhunda hangi enkazlarla hayata başlayacaksın şimdi sen.

Tüm İzmir hayatları boyunca silinmeyecek izler aldı korkuyla kesilmiş bıçak izi gibi.

Daha az duyarlı olduğumuz, daha cesur olmadığımız, daha güveni bir dünya yaratamadığımız için.

Neye sevinelim 91. Saatte kurtulan Güzel Ayda senin mucizene mi, anneni kaybettiğine mi üzülelim? Zeytin gözlü Ayda senin yaşadığın travmalara biz mucize dedik her nasılsa, küçük kalbine nasıl sığdırdın. Hiçbir çizik yok, yara yok, iz yok güzel Ayda sen 91 saatin izini o küçük yüreğine nasıl sığdırdın. Biz seni nasıl bir yükle yaşama başlattık adına mucize deyip.

Güzel Ayda insan isteyerek kendi çocuklarına zarar verir mi biz verdik, ihmallerimizle verdik yüreğimiz feryat figan.

Şimdi biz kime suçlu diyeceğiz?

“Yok mu sesimi duyan” suçlu benim diye özür dilemeye gönülllü.

Ben yaptım dese biri çıksa ortaya.

Mesela ben daha uygun fiyat olsun diye aldığım evde deprem raporuna çok önem vermedim ya içinde çocuğum kalsaydı suçlu kim olacaktı.

Olmadı; beton yığınlarıyla ördüğümüz kumdan kalelerimizi güvenli yuvalara dönüştüremedik. Kerpiç evler inşa etti insanoğlu binlerce yıldır içinde sıcacık yuvalar kurdular, aile oldular biz başaramadık bunca teknoloji bunca güce rağmen

Ne desek boş ne desek zor..

İçimiz de dışımız da yanıyor..

Velhasıl ortalık yangın yeri…

Suçlu yok

Ölüm çok…

Belki yeniden başlarız;

Daha vicdanlı, duyarlı, cesur, akıllı mühendis, doktor, çiftçi, müteahhit, anne, baba, vatandaş oluruz. Kumdan kalelerle, güvenli yuvalarımızın yıkılmasına asla müsaade etmeyiz. Her türlü ranta karşı çıkarız, daha büyük ev için değil daha güvenli, mutlu yuvalar için çalışırız.

Doğal afetlerle doğal olmayan yıkımları ayırt ederiz.

Belki yeniden başlarız, belki daha güvenle başlarız hayata.

Depremden sonra değil de depremden önce ne yapmamız gerektiğine bakarız, Yeni izler, yaralar bırakmamak için.

Elbette bu gün o gün değil bu gün mucizelere doyasıya sevineceğiz, kurtarabildiğimiz canlara sarılacağız; ama yarın suçluyu bulup bir daha olmaması için cezalandıracağız; adaletin dediği gibi.

Ve gözlerimizi yaşartan, sevinç gözyaşlarımızı sele dönüştüren küçük Elif, küçük Ayda siz çok yaşayın ve bizim yaptığımız suç ortaklığını siz bozun daha güzel bir dünya için.

Tüm bu olumsuzluklar içerisinde en büyük kazancımız işini çok iyi yapan arama kurtarma ekipleri, gönüllülük esasına göre işleyen yardım çalışmaları, en azından olağanüstü durumlarda birbirinin başını okşayabilen düşman devletler. Her şeye rağmen halkın her türlü yardımına koşan büyük devletimiz. Birbirine sevgiyle, dostça kenetlenen güzel İzmir ruhu..

Benzer İçerikler

“Ben bu cihana sığmazam…”

Anadolu’nun Tat Belleğinden Geleceğe.. Tahıl Hafızası

Emeksiz Yemek Olur mu?

Ateşin Çocukları: Ormancılar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir